Ne yazık ki, bir ülke geleneği olarak yine bombalandık, yine tecavüze uğradık, yine sessiz kaldık.

Birçok senaryo var tabii hayatın akışında ama ben sadece iki tanesini yaşatmak istiyorum akıllarınızda.

İlki şu: İnternetten sadece iki gün ayrı kaldığınızı düşünsenize;  huzurlu, mutlu iki gün sadece…Misal cuma günü bir geziye çıktınız, biraz dinlenmek, kafa dağıtmak, ekranlardan uzak kalıp beyninizi dinlendirmek istediğinizi düşünün. Eğlenceli ve dinlendirici bir aradan sonra pazar akşamı evinize döndünüz, bilgisayarınızı açtınız ve bir hata yaptınız; biraz haberlere bakayım, bakalım ülkemde nelere olmuş, diye… Sonra ne mi oldu? Çöktünüz! Neden mi? Bir yurtta kalan 45 çocuğa öğretmenleri tarafından tecavüz edildiğini ve davada gizlilik kararı alındığını, 14 yaşında zihinsel engelli çocuğa tecavüz eden canlının “erken boşalmasından dolayı” tecavüzden değil de basit cinsel istismardan yargılanacağını, ABD’nin Ankara’daki olası bir patlama şüphesini bildirerek vatandaşlarını uyarmasının ardından tam da bahsedilen yerde, bu hafta sonu o büyük patlamanın olduğunu fakat Türkiye halkının bundan bîhaber olduğunu, Ankara’da beş ayda 169 kişinin öldüğünü ve hiç bir yetkilinin istifa etmediğini öğrendiniz…

Gelelim ikinci senaryoya: Harika devam ettiğini düşündüğünüz o hafta sonlarından  birinde arkadaşlarınızla sinemaya gittiniz, bir şeyler içmeye gittiniz ya da hiç amaçsız kendi kendinizle dolaşmaya çıktınız. Güzel planlarınızı, etkinliklerinizi tamamladınız ve nihayet eve dönme zamanı geldi çattı. Bir otobüse bindiniz ya da yürüyerek eve doğru ulaşmaya çalışıyordunuz ki kocaman bir alev topu, şiddetli bir ses, çığlıklar, kan revan…peki ne mi oldu? Çöktünüz! Yere yığıldınız bu sefer, kısacası öldünüz! 

Her şey bu kısacık cümleler kadar basit. Susturuldum, sindirildim, ezildim, patladım, öldüm…Çok üzgünüm.

 

 

Yorumlar

yorum