Bir hayalim var, belki çok romantik belki de ütopik. Ancak içimden geldi işte; dedim ki kendime, niye yazmayayım, engel olan ne ki. Anlatayım, dertleşeyim sizlerle.

Bakın dostlar ister inanın ister inanmayın çok kötü bir ortamda yaşıyoruz. Evet kabul etmek gerekir ki kimilerinizin güzel hayatları var, güzel maaşları var, çoluğu çocuğu var, elinizde son model cep telefonlarınız var, otomobilleriniz, evleriniz var, şükür artık Avrupa’ya tatile de gidebiliyorsunuz ancak dönüp dolaşıp geleceğiniz yer yine bu ülke. Bu metalar belki sizin mutluluğa yelken açmanıza yardımcı oluyordur. Harika! Kesinlikle bu tür şeylere de ihtiyacımız var. Bunlara tümden karşı mıyım? Hayır, tabii ki değilim. Ben başka bir şeyden bahsediyorum. Bu mutlulukları yaşarken geçip giden günler sonucunda bu metaların ve üzerimizde yarattığı etkilerin iyice müptelası oluyoruz, düşünmekten uzaklaşıyoruz, mücadeleden kaçıyoruz, hiçbir ülke sorununu ciddiye almamaya başlıyoruz. İşte ben bu yaman çelişkiden bahsediyorum. Sanırım global sistemin bize yutturduğu bir illüzyon bu. Neden kanalım ki?

Evet, “sana ne” de diyebilirsiniz. Sizin seçiminiz, sizin hayatınız, karışmak ne benim haddime ne de bir başkasının, o da kabul. Ancak siz bana kızarken hayatınıza çoktan bir zümre, bir statüko ve bunların piyonları karışıyor, hatta çoktan karıştı bile.  Peki bunlara kızmayı neden göze alamıyorsun be dostum. Her şeyi neden kabulleniyorsun. İş hayatında sana karışan o zihniyete “eyvallah” diyorsun, kafeni, barını basan o soytarılara “eyvallah” diyorsun, tartışma ortamlarında hiç konuşmuyorsun yine “eyvallah” diyorsun… “Ya neden keyfimi bozayım moruk,” diyorsun muhtemelen bana. Belki şöyle düşünüyorsun “Rahatım kaçarsa birikimim var terk eder giderim bu ülkeyi, şartlar benim için olumsuz olursa da en azından çocuğumu Avrupa’ya gönderirim, orada okur.”  Oldu bitti işte !

Ben senin arkadaşınım, dostunum, benim çocuklarım sana amca diyor, abi diyor, baba diyor. Peki nasıl rahat olacaksın, beni ve onları buralarda, bu bunalımda bırakırken. O kadar mı bencilsin. Peki, bu arabesk cümleleri kurarken neyi mi anlatmaya çalışıyorum sana? Neyin mi kafasını yaşıyorum?  Tamamdır, hemen cevap veriyorum: GELECEĞİ anlatıyorum, GELECEĞİN KAFASINI yaşıyorum.

trtyyrtyrtyryDediğim gibi ister inan ister inanma, umurunda değilse de hemen bırak bu yazıyı okumayı. Zaten çok klişe değil mi? Her gün binlerce böyle yazı kaleme alınıyordur herhalde. Ne bileyim, bende yazmak istedim işte. Ben de bu klişenin üyelerinden oldum galiba. Okumaya devam edenler için ben de yazmaya devam ediyorum. Diğer dostlarımı, uzay mekiğinin roketleri bıraktığı gibi salıyorum dünya civarına. Biz yükselmeye devam edelim.

Demek istediğim kısaca şu aslında: Eğer hakkımızı, bize ait olan değerleri kaybetmek istemiyorsak, eskimiş siyasi ideolojilerimizi de bir kenara bırakıp ortak olan bu değerlerimizi sonuna kadar savunalım ey dostlar. Otobüste, kafede, vapurda, sokakta… Nerede olursa işte, bulunduğumuz her yerde, artık sessiz kalmayalım. Bil ki ben orada arkanda olacağım senin ya da bu şekilde düşünen her kim varsa bil ki orada seni yalnız bırakmayacak. Tek başımıza bunu yaparsak kafamızı ezerler ama birlik olabilirsek kimse bileğimizi bükemez. İşte hayalim bu! Söylemesi kolay, ilk dönemlerin sancılı olacağı ise kesin. O kadar korkutulduk ki, o kadar sindirildik ki artık silkinme vakti. Ne demişti şair: “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine…” Şimdi bu dizeden yola çıkarak sana soruyorum; Hür yaşayabiliyor musun, Senin gibi olmayanlarla kardeşçe geçinebiliyor musun? Cevabın “hayır” ise bana kardeşçesine sarılabilirsin. Bizler kardeşçesine daha sıkı bir birliktelik oluşturabiliriz. İşte o zaman hiçbir şey bize engel olmayacak, olamayacak.

Hiçbir şey için geç değil ancak karar ve uygulama vakti geçti geçiyor bana göre. Ülkemizin şu haline bir baksanıza. Her yer ölüm, kan, nefret ve öfke ile yoğrulmuş durumda. “Devlet büyüklerimizin” bildiğiniz üzere hiçbir suçu, sorumluluğu yok zaten, hiç de olmadı. Bir yıldır on beş canlı bomba masumları katletti. Güven içinde dolaşacağımız o kadar az yer kaldı ki. Peki, terör denilen lanet şey sadece insanların ölmesiyle mi tanımlanabilir bu ülkede. Ya kadınlarımıza yapılanlar, eğitim sistemimize yapılan sistematik saldırılar, ormanlarımıza, sokak hayvanlarımıza yapılanlar, bilime ve sanata yapılanlar, saygılı ve hoşgörülü bir insan olmama yönündeki gayretler…İşte benim ve sizin gibi bu kavramlara duyarlı olan insanlar bir zaman gelecek bunların hepsinden ve kalitelisinden mahrum kalacak. Görünen köy kılavuz istemez. Gayet net ve berrak. İşte bu yüzden artık sessiz olmayalım hiçbir yerde, beraber olalım, savunalım istediğimiz, hayalini kurduğumuz bu değerleri, yaşatalım bu teröristlere rağmen her yerde.

 

Yorumlar

yorum