england (38)_1024x696Gözleri hariç bütün vücudu felç kalmış bir insanın izleyerek hayata tutunduğu gibi o da izleyecekti.

-gökyüzünün uzunluğu ona bakan gözler kadardır. bir de senin gözlerin, bakmasan da.-

97 Haziran’ının sonunda gerçekleşen olaylar Mehmet’e tesadüf etmeden önce düşünmek gibi kafa karışıklıkları da onu takip etmezdi. Bu mevcut durumun sona ermemesi bir ihtimaldi, ihtimallerin en güzeliydi. Acısız, adsız, yokluğu yaşamaya devam etmek… İmkansız; dik ve kalın boynuyla, sivri-dikkat çekici çenesiyle, insanı silkeleyen duruşuyla karşısına çıkana kadar…

-Aşağıda anlatılanların tamamının gerçek şahıs ve gruplarla ilişkisi vardır. Gerçek, dünyanın bir köşesinde gerçekleşmeye mahkumdur.-

Sıcak, hissizleri hedef seçmiş bir kızgınlıktı. Öfkeydi. Gökün, içine attığı kalıntıları son hızında doğaya kusuşuydu.

İnsan kusardı. Gereksizlik bakiydi.

İnsan, bir tekerlekti.  Turuna devam ediyordu –aynı çarkın-

Anın yelkovanı durdu.

Mehmet, elindekini cılız ve kemikli parmaklarıyla parçaladı.

Bir şeyler çark etti (ding dong)

Bir ağaç sallandı.

-Havadayken ilgi çekmeyen yaprak, yere düşünce masal  olur-

Rüya ormanında dahi dökülmesin istediği  karşısına çıktı. selam verdi. halini sordu. Cevap veremeden o, başka bir aleme göç etti. Cevabını yırtık bir kağıda not etti.

-iyi şiirler iyi peygamberleridir kitaplarının-

Durdu.

Gitti.

Döndü.

Kaldı.

Bekledi.

Baktı.

Acıdı.

-anlatması güç hissetmesi kolay-

Tren, ıkınan ve neden hala hayatta olduğunu bilmeyen bir külüstür, bir ihtiyar…

–bastonu senin ayak parmakların-

Son hamlesiyle hareket etti. Korkudan titreyen vagon… Yoluna koyuldu.

Trendekiler çoktan gözden ırak bölgeye geçtikleri halde farkında olmadıkları bir anı yaşar gibi pencereden el sallamaya devam ettiler. Parmaklarının camda bıraktığı izler… Şaşkındılar. Gafil avlanmıştılar. Engelleyemediler, olmuşu da olacağı da. sınırlı olan mekana, alışkanlıklarına, tutkusuzluklarına dönmek üzere yola koyuldular.

Az önce vedalaşan insanların garda kalanları tabloyla çizilmiştiler –resmi tamamlayan bir çift gözdür- Görevlerini tamamladıkları için tatlı bir hüzünle  yürüdüler. Biber gazına maruz kalmış kirpikleri…  Ilık, kurumaya da yeniden ıslanmaya da hazır gözbebekleri… Yollarına koyuldu.

Terk edenlerin çıkışıyla kapı açıldı, içeri rüzgar girdi.

–Hoş geldin.

Zayıf olanı bile yıkmaya mecali yok. Acelesi var.

Son seferine kalkan bir vapur gibi… -bileti olmayanın giremediği-

Dumanının bile benliğinden kaçtığı…

Hızla geçti. O da hastalıktan muzdarip. Bir de meşguliyetten…

Kuzey soğuk. Üşümüş.

Güney uzak. Yorulmuş.

-Olsun! gökyüzüne, işine iğnelidir o-

Yoluna koyuldu.

Kapı kapandı.

Kapı açıldı.

Ondan gürültülerce uzağım.

-Neyden?

Parlaklığı haddinden fazla artırılmış şehrin ışığı… Arkasından da kimsecikler kalmayınca kendini gösteren modern dünyanın süper kahramanı çöp toplayıcısı…

Girdiler.

Buyur edildiler.

İşe yarayacaklar için bir, yaramayacaklar için diğer bir poşet açıp pisliklerle doldurmaya başladı bunları çöpçü.

Çöpten ziyade bir parça hatta tırnak, kaş gibi gereksizlerden daha değerlisini aldı.  Attı.

Ölmeden önce hayatın gözlerin önünden geçmesi hadisesini yaşadım.

-ilgi çekici bile değildi-

  1. poşet doldu.

Dünyayı kurtarmaya devam…

Birlikte ayrıldılar.

Yeniden yarı karanlık… -can sıkıntısı-

Kapı kap…

-Sen daha burada mısın

-cevap yok-

-Dikkat et

+Ederim

Bozulmuş, belki pili bitmiş, sonucunda ağırlaşmış bir saat…

Gün uzun, ömür kısa…

-kazanmak değil kaybetmemek-

Neyi?

Doğrusu ona sahip olmamak. Zaman… özünde anlamlı, edilgen anlamsız.

-bazı dakikaları şişeye doldurup saklamak isterken kapak göz bebeklerime patladı.-

Biraz ses çıkararak, isyan ederek ama duyuramayarak kapı bu sefer tam kapandı.

Adam yola koyuldu.

Dayanamadım, arkasından seslendim: …

-bir tren başında var olan bir çocuğun sonsuz son merakıdır bu-

Esmer bir erkek bozmasıydı. Durmayı, seyretmeyi, gereksiz uzaklıklara gitmeyi sevmezdi. Mehmet; toy huylu, kızgın suratlı, farklılığına inanan bir benzerdi. Hangi olayların neden gerçekleşeceğini bilemezdi. Bir çocuktu. Adeta babası için içindeki her türlü canavara “dur” demiş bir çocuk…

-rüyalara yalın ayak inanmak, ömrün çocukluk vagonunu gösterir. Ve bilinir ki vagonlar sonsuza erişebilir-

Güzel ve çirkinden uzak bir zamanda ipek kürklere sarınmadan üşümemeyi başarmış sımsıcak bir aile.

Baba, üniversite mezunu mali müşavir ragıp bey. Tek isteği iyi ve kendi ayaklarının üstünde durabilen evlatlar.

–ikisi aynı anda çok zor baba-

Kızına çok düşkündü ve ne zaman onu boş görse kötü, pis senaryolar aklını sarmalardı ragıp’ın.

Bu düşünceler onu üzerdi gerçi lakin olanaksız da görülmezdi.

-bir kelebeğin uçuşu, istediği yere konuşu mümkünlülüğe baş kaldırıdır.-

Buse, o gün ödevini yapmış olduğu için pis bir samimiyetle “aferin” aldı. Bu durum kendini beğenmişliğine rağmen onu çok mutlu etti. Derin bir nefes aldı. Mutlu olduğu için gülmesi gerektiğini düşündü. Yalnız, gülümseyebildi.

Buralarda her çocuğun onaya ihtiyacı olduğu ve herkesin hala çocuk olduğu gibi düşünceler beynini yokladı, geldi, -dönüş yoluna hakim- gitti.

-ait olduğun yerden fazlasısın-

Mehmet, günün birinde “napıyorsun” değil “neler yapmak istiyorsun” sorusu ona sorulunca kalakaldı. Soruya, neden böyle güzel olduğunu bilmediğin için bu kadar güzelsin, demek istedi. Yere düşen fotoğrafı çalmakla yetindi. Sorunun işleri vardı. Yola koyuldu.

2.kez sokakta gördü onu.

-güzel olan yıllarca fotoğrafta görülen bisiklete sahip olmak mı fotoğraf mı?-

-nereye gidiyordu

+gidiyordu

Eve döndü. Babasıyla henüz yarısı geçmiş günün nasıl geçtiği üzerine konuştular.

-okul bitmişti.-

Odasına çekildi, önce yapılacaklar listesine sonra da yetim oluşundan haberi olmadığı halde bu eziklikle büyüyen esmer, erken ve haddinden fazla kırışmış kitabına baktı.

2 sayfa geçti –geçmedi- karakterin olduğu yeri kaybetti.

Kulakları başka izde, gözleri başka sesteydi.

-gözlerin, kirpiklerinin kıvrılma yönünü merak eder.-

Hatırlamaya çalışırken kendini kaybetti.

-nerede

+hayal gücünde. Balonlarda. Balon bir kutuda. Heyecandan sallanıyor mavi balon, kutunun denizinin derinliklerinde.

-içinde bebekleri var saç tellerinin-

Onunla karşılaşmalarını bastırmıştı ve saklamıştı. Ortaya çıkacaktı.

-tak! -bom!

Devamı abes-i iştigal olacak bir sır…

Kutu delindi, balon patladı.

Bir his, çağrı açığa çıktı.

Uyku kaçtı -ürpertiden-

-Nereye

Gittiği yer önemli değildi. Tek istediği kendini yormaktı,  ruhsal, fiziksel, her açıdan yorgun olmak…

Tek sigarasını çıkardı ve yaktı. Hızlı yürürken sigara pek zevk vermedi. Bu bir hataydı.

Mehmet, varlığı hariç yok olmuştu onda.

-Kimde “?”-

-kendiliğinden güzel olan sorunun cevapsızlığında-

1-2 hafta geçti. Soru ortalıka yoktu. Öğrendi. Babası fenalaşmış. Hastaneye kaldırmışlar. Acaba babası nasıl hissediyordu?

-Hasta

-Kime ne, ya o?

Babasının durumu ciddileşmiş. Acaba neler hissetti?

-tedavi edilemeyen, katlanılabilir olmalıdır-

Babası ölmüş. Acaba şimdi nasıl hissediyordu?

-Olay, ne erken ne geç olur. Olayı yaşayan; erken geldi, geç kaldı sanır.-

Taşınacaklarmış. İleride nasıl hissedecekti?

-Yolculuk neyle?

Acaba ileride nasıl hissedecektim?

-bir şey o an gerekiyorsa yoktur.-

-yanıt yok-

Yalvarır:

Hiç birlikte hissedecek miydik?

-gelecekten söz eder durur. şimdiyi bilmez.  Hepimiz biliriz bunu kimse bilmez.-

Şehrin yaşamından bir yaşam hem de en güzel bir yaşam geçti.

-Çok çabuk, çok erken ve çok geç.-

Gökyüzünden yer yüzüne bırakılmış bir mücevherdi. Parlaktı. Değerliydi. Pahalıydı. Anlamsızlığı kadar güzeldi. Varlığı kadar anlamsızdı. Bense, kendiliğinde güzel olan bu sorunun yanıtsızlığı olabildim.

-Noktalardan haberi olmaz soru işaretlerinin-

Bir gün, -treni kaçırdığı için olsa gerek- istasyonda oturan o çocuk öylece beklemeye karar kılmış, o hariç her şey anı aşmış. Bir de yerde yüz üstü duran fotoğraf, çöpe atmaya kıyamadığı… Dünyanın ve onun tek sahici şahidi…

-İzlemek, kaçınılmazın görüntüsüdür. Çirkindir, güzeldir. Hissin ispatıdır. Yokluğun varlığıdır. Cevaplanmamış soruların, sorulmamış yanıtıdır.-

… Dayanamadım, arkasından seslendim:

-Ufuk çizgisini yakalayamayacağını bilerek koşmak, çıkmaz bir yola girmek gibi.

-sarhoş rampalarında onu aradığım-

Ve o yol artık çok uzak.

Yorumlar

yorum