Kendini hiçbir zaman hayatın gerçek bir parçası olarak görmedin. Şehrin her yanına etki eden hızlı ve anlaşılmaz akışın içine kapılmadın. Sürüklenmedin hiç, maruz kalmadın. Zihnini avcunun içine almış, tavizsiz iç sesinin boyunduruğuna isyan etmedin.

Uzun bir yolculuğa çıkacaktın. Tüm heyecanının ve sevincinin merkezinde, kor gibi yanan bir korku vardı. Düşünmemeye çalışıyordun. Ne çantanı hazırlarken ne de ayakkabılarını sıkıca bağlamış gecenin karanlıkla doldurduğu bomboş sokaklarda adım adım ilerlerken bu gerçeği unutabiliyordun. Korkuyordun. Duygularını sükunetle teslim alan bir korkuyla doluyordun. Korkunu bastırmak için daha hızlı yürümeye başladın. Daha hızlı yürüyüp daha çok korkuyordun. Ayakların bir korku motoru misali daha çok korku pompalıyordu yüreğine. Öyle çok korkuyordun ki otobüse yerleşip kulaklığını taktığında bedeninin ateş gibi kavrulduğunu hissettin. Ceketini çıkarıp üst bölmeye yerleştirdin ve bir müddet için seni dinginleştiren bir uykuya daldın.

Güneşi seviyordun. Otobüs penceresinden izlediğin dünyayı seviyordun. Günün erken saatlerini ve sabah serinliğini seviyordun. Hepsini bir arada tattığın o yolculuğu da sevmiştin. Tüm dünyaya yetecek, tüm ayrılıkları ve anlaşılmazlıkları bitirecek denli çok sevgiye sahip olduğuna inanıyordun. Gençliğinin coşkulu yıllarıydı. Azmin, sevgin, öfken ve merhametinle bir seldin. Talihe, kadere ve tanrıya şimdiye nazaran daha çok inanıyordun. Tesadüflerin gizli amaçlar ihtiva ettiğini düşlüyordun. Henüz çıkmaz sokakları ve boşa geçmiş yaşamların mevcudiyetini keşfetmemiştin. Yüzündeki huzurlu ifadeden memnundun. Otobüs mola yerine vardığında hem uyuşmuş bedenini hareket ettirmek hem de sabah kahveni içmek için aşağı indin.

90h_1024x683Ne kadar dikkatinden uzak tutmaya çalışsan da anılar zamanın eleğinden akan kum taneleri. Unuttukların, saklayabildiklerinden çok daha fazla. Artık zihnin körelmeye başlamış bir bıçak; düşüncelerinde ve hafızanda gençliğinin keskinliği yok. Unutuyorsun. Yoruluyorsun. Daha çok yorulup daha çok unutuyorsun. Anılar; basitçe sana ait birkaç detaydan mı ibaretti yoksa duyguları, kokuları, yüzleriyle kendi başlarına da var olabilirler miydi? Kimse onlara sonsuza dek sahip olamadığına göre illa ölmüş olmaları mı gerekirdi? Belki unuttuğun anılar başkalarının rüyaları olmuştur. Birisini gülümsetirken, bir başkasını ağlatmıştır. Ve sen ne o gün içtiğin kahvenin tadını ne de çakılların üstünde sürüklenen ayaklarının yarattığı hoş duyguyu hatırlıyorsun. Toprağın tadını unuttun, çocukları eskisi kadar şımartamıyorsun. Ne zaman yolculuğa çıksan kahvenin acılığını, ne zaman kahve içsen de yolculuklarının yorgunluğunu tadıyorsun. Unutmanın getirdiği mutlulukla avunmaya çalışman, kendine olan inancını yitirmene mani olamıyor.

Sabahları sevmiyorsun. Odanın penceresinden seyrettiğin manzara hoşuna gitmiyor. Üşüyen bedenini tekrar ısıtmak için yatağına dönüyorsun.

 

Yorumlar

yorum