“Lan oğlum napıyorsun sen, yine osbir mi çekip duruyorsun? Sivilceler suratını kaplamış,” cümlesi yeni girdiğim ergenliğin baskısının yanında ailemin de vaziyetten haberdar olduğunu anladığımda eklenen suçlulukla, kimilerinin “yaşamın baharı” kimilerinin ise “getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan yaşamak istiyorum gençliği yeni baştan” diyerek övdüğü ömrün bir bölümünü iğrenç geçirmeme yol açacaktı.

“Hem patlatma onları ‘iz’ yapar! Geçiremezsin bir daha”

“Ben de kalıcı olsun diye patlatıyorum zaten ağbi, ömrüm boyunca benimle kalsın”

Babam girdi odaya. Hâlâ alışamadığım için kullanmadığım yatağın ucunda durdu. Kim bilir kaç kaçakçılık işine girmiş, beş para etmeyecek karaktersiz kaç budalanın kıçını yalamıştı bana bu yatağı alabilmek için. Çok kez “değer mi ulan,” restini çekmiş ama “gönül sabreyle sabreyle,” türküsünü dinleyerek sardığı sigaranın keyfiyle eve dönme hayalleri kurmuştu.

Ne yapayım be baba, ben yer yatağına alışmışım. Bozar bizi topraktan ayrı düşmek.

Bağırdı yine. Küçük kardeşimin kollarımda uyuduğunu görünce önce kendine sonra bana bir daha küfrettiğini artık sadece dudaklarından değil mimiklerinden -kızaran suratından- saçlarının ortası dökülünce iyice genişleyen alnına ses çıkmasın diye hafifçe vuruşundan da anlayabiliyordum. Belki bir gün bizim buralarda da ateş biz ondan kaçmazken de yanar, ben de bir şarkı söyler insanları etrafıma toplarım hayâlleriyle…

Yazın çaycılık yapıp para biriktirdiğim, sonra da paranın hepsini harcayarak aldığım gitarı sinirden mi yoksa sigarasızlıktan mı titrediğini bilemediğim ellerine aldı.

“Edebiyattan kalmışsın ulan yine!  Hiç mi çalışmıyorsun? Hiç mi ezber yapmıyorsun? Sıkıntın ne senin vasıfsız herif?” dedi.

Rüzgârın çok esmediği günler anten sabit kalabildiği için izleyebildiğimiz az konuşmalı bol “duygulu” televizyon dizilerine göre onun konuşmasına, Ben sizin için çalışıyorum senin yaptığına bak!” diyerek devam etmesi, benim ona sarılmam, söz vermem ve ileride “büyük adam” olma hayâllerimi anlatışıma göz yaşlarımızın eklenmesiyle bu anın sona ermesi gerekiyordu. Öyle olmadı.

Bir tokat attı.

“Sorunum…” dedim.

“Hayâl gücümün hafızamdan, ruhumun da bedenimden gelişmiş olması.”

O, “Senin ruhunu s*keyim ben!” derken ben gitar çalarak kardeşimi uyandırdım. Ağladı.

“Hepimiz için ağla Gülsüm. Ağla kardeşim,” dedim.

Çalmaya devam ettim ve şarkımı şöyle bitirdim:

“Müzik ruhun gıdası diyen halt etmiş, ruh müziğin gıdasıdır.”

Yorumlar

yorum