fasizm_552095Evet daha önceleri de oldu hem de daha vahimleri. Sivas’ta oldu, Çorum’da oldu, Maraş’ta oldu… Kimileri diyor ki hep o zamanki devlet düzeni tarafından desteklendi bu saldıralar. Gereken hukuk yolları kapatıldı ve unutturuldu. Geriye acıyla dolu ruh halleriyle ve korkuyla yetişmiş bir jenerasyon kaldı.

Evet o dönem geçti yeni bir dönem daha geldi, biraz azaltılabildi bu saldırılar. Çünkü o saldırdıkları ahaliyle de ihtiyaç vardı. Yoksa kim oynar o ülke tanıtımı reklamlarında, kim yazar o reklamların senaryolarını. Özellikle kadının olduğu sanat, spor ve bilim çerçevesindeki ilerleyiş nasıl daha ileriye taşınabilirdi. Unutmayın ki o eski dönemde” gavur icadı” lafı bolca modaydı, gerici bir yaşayış biçimi ile nasıl gelişebilirdik ki, bilim ve dogmatik düşünce arasındaki çatışmayı nasıl yumuşatabilirdik ki. İşte bu yüzden biraz şımartıldı bu kavga, sululaştırıldı.

Ve evet sonra yeni bir döneme daha girdik,  içinde yaşadığımız bu döneme. Kimileri neo- Osmanlı akımı diyor bu periyoda, kimileri yeni Türkiye. Topluma da yansıyor elbette ki bu söyleyişler. Muhafazakarlıktır bu ülkenin tek ortak yanı diyorlar. Farklı olanları bu kadar görmezlikten gelip ezmek ne kadar doğru. Geriye kalanları ise yine “o güzelim lakaplar” ile tanımlıyorlar ki kafir olduk, münafık olduk, laikçi olduk (o da ne demekse), paralelci olduk, vatan haini olduk, entel dantel olduk…. ve aydın olduk. En kötüsü de o galiba aydın olmak. Ancak bilmedikleri bir şey vardı biz sadece birer insandık.

Asıl büyük sorunlardan biri de şu: Asla ve hiçbir zaman gerekli orantıda tepki veremedik.(Gezi hariç hatta şimdiler de bazı yöneten iktidar kısmı bile birazcık da olsa pişman bu konuda) Kendimizi tanımlayamadık, kendi şahsiyetimizi, bizi biz yapan özelliklerimizi gerektiği şekilde diğer ahaliye kabul ettiremedik. Ettirmeye hep çalıştık ama hep uykuya dalmadan önceki hayallerimizde, arkadaş arasındaki gaza gelmeli sohbetlerde ya da sosyal medyada klavyeye abanırken peki ya gerçek hayatın içinde?  Yaptığımız her harekette, sanatta, sporda, ramazanda bir içkili mekanda otururken, sosyal medyada yazı yazarken sanki hep bir suç işliyor gibi başımızı öne eğdik. Bir bakıma  helal olsun, bir bakıma da yazıklar olsun. Ne efendi adamlar olduk be ! Adam her gün içer, sarhoş olur hatta sarhoş olduğunda yaratıcısına sığınır, dua eder, yakarır ama o içki şişesi hala daha bir gazeteye sarılıdır ya da tekelden aldığı siyah poşete. Aman kimse görmesin, bilmesin diye. Kimine göre bir efendiliktir bu helal olsun, kimine göre ise bir korkaklıktır yazıklar olsun. Karar sizin. Yine de bizim tarafta olan insanların kendi gibi olmayan insanlara olan saygısının bir göstergesi bu. Aynı saygıyı karşı saldırgan gruplardan da bekliyoruz. Zaten hep bekliyoruz.

Hangi şekilde düşündüğünüz önemli değil ama şunu bilin ki efendiler kutuplaştırma çabası eski bir politika taktiğidir, stratejisidir. Ya içinde olursun bu çemberin ya da dışında yer alacaksın yani. Biz dışında olan taraftayız galiba, çünkü bu yazıyı okuyan insanlar genelde bizler olacak. Diğeri bir küfür basıp yazının gerisini okumayacak bile. Olsun canı sağ olsun, beraberce yaşamayı bir şekilde öğrenmek zorundayız.

Gelelim dün gece yaşanan hadiseye. Ben bu durumu içinde yaşadığımız dönemin doğal bir yansıması olarak görüyorum. Yine birileri bir karış tokadı yiyor ve sanki suçlu gibi özür dileyecek bir ruh haline geliveriyor. Neden mi işte o en baştaki eski dönem var ya onun meyvesi çünkü o çocuk. Ne yapsın kızamıyorsun ki. Her zaman şu öğüdü almış o çocuk anasından babasından ; aman siyasete bulaşma aman politika ile fazla uğraşma, dogmatik düşünceyi falan haşa hiç sorgulama, topluma uy ama bir korsan olarak değil harbiden uy, kavga etme, paranı kazan bir kız ya da erkek bul evlen çocuğunu yap gerisini tanrıya havale et, ömrün ne güzel böylece geçiversin. Tamam dostum sen bir şekilde sıyrılıp gittin aradan. Peki ya o doğacak çocuğun için hiç düşünüyor musun ki? Geleceğinde çoğalan bu saldırgan tayfa ile yaşamasına ve bu ortamda büyümesine izin veriyorsun yani. Hoşgörüsüz, birbirine saygı duymayan bir insan topluluğu içinde. Şimdi bana diyorsunuz ki bu olaya bakarken oradaki acizliğe kızıyorsun da bu işleri yapan insan müsveddelerine hiçbir şey söylemiyorsun. Ben de size diyorum ki onlara ne diyebilirim lütfen düşünün, bu insanları iş ofisinizde, markette, trafikte, statta, televizyonda, sosyal medyada her gün gören sadece ben miyim? Ne anlatabiliyorsunuz bu insanlara. Çabalıyoruz bazen tüm efendiliğimiz ile, belki bizi anlayabilirler diye ama nafile. Gelişmeye açık olmayan, farklı düşünce tarzlarını tümden hiçe sayan bir topluluğa, bir insana ne diyebilirim ki? Onlar hep aynı kalacak, değişmesi ve gereken tepkiyi vererek hakkını söke söke almak ise bizim görevimiz. Bu tarafın artık değişmesi gerekiyor. Sizde biliyorsunuz hep böyle dönemler içinde bir aforizma dolaşıp durur; “uyuyan milletler ya ölür ya da köle olur” diye. İşte biz o safhanın şimdilik köle tarafındayız. Yavaş yavaş ölmeye de başladık.

Hukukta bir terim vardır orantılı bir müdahale bir haktır diye. Meşru müdafaa, kuvvet kullanma, zaruret hali… gibi değişik türleri vardır. Yani uluslar arası hukuk bile orantılı şekilde kendini savunmanı sana hak olarak tanımış. İşte sorun da burada ortaya çıkıveriyor, arkadaş sohbetlerinde az alkolün etkisiyle günümüz konjonktürünü kurtarıveren, ortamın kralı oluveren o kişilik pratikte karşılaştığı bu nahoş durumları normalleştirerek kanıksayıveriyor. İşte bu riyakarlık insanı daha da üzüyor, sinirlendiriyor. Sen kanıksıyorsun, ben kanıksıyorum, biz kanıksıyoruz ve benim de şu an da yaptığım gibi tek başına bir bilgisayar klavyesi üzerinde bu yazı ve türevleri gibi birkaç satır karalayarak bir şeylerin değişmesini bekliyoruz. Unutmayınız şu an köle evresindeyiz böyle devam ederse hiçbir tepki gösteremeden kaybolup gideceğiz. Sanat kaybolup gidecek, bilim giderek yok olacak ve dışa bağımlılığımız daha da artacak. Buna en çok üzülenler ise zamanı geldiğinde bu saldırgan kendini bilmezler olmayacak belki ama benim de etrafımda olan muhafazakar bir yaşam tarzına sahip saygı duyduğum o iyi insanlar en başta olacak. Şöyle diyecekler “belki bizim gibi değillerdi ama bir farklılık, bir tat katıyorlardı bu topraklara”. Tek düze bir yaşamı hangi organizma sever ki zaten. Doğanın kanununa kim engel olabilir ki. Acilen saygı !

 

Yorumlar

yorum