Tarih boyu Anadolu’nun bağrında insanlığa yön vermiş, ışık ve sevda olmuş bilge şahsiyetler ömür sürmüştür.  Zaman bu bilge şahsiyetlerin ışığında akmış ve zaman bu bilge şahsiyetleri maziden atiye asalet ve gönül bayrağı olarak insanlığın varlık burcuna sarsılmaz ve yıkılmaz bir gönder kabulüyle yollamıştır.  İnsanlık tarihinde varlığını, ölümünden sonra devam ettirebilmiş, hayatı ve yürek sesi ile ardında hoş bir seda bırakabilmiş,  engin tefekkür dünyası ile bir yıldız gibi parlamış olan nice şahsiyetler insanlığın tekâmülü yolunda birer rehber ve kilometre taşı olarak kalmışlardır.  Bu şahsiyetlerden kimileri kahramanlığı ile dilden dile dolaşmıştır. Kimi adaleti, ilmi ve dirayeti ile ölümsüz kılmıştır kendisini. Kimi insan ise hakka hizmeti ve engin hoşgörüsü ile dimağlarda kalarak yürek sesi ile yüreğinin tınısı ile geçmişten geleceğe ışık olagelmiştir. Bu özellikleri ile bilge şahsiyetler insanları zaman ve mekân ötesine götürmektedir. Kuşkusuz bu abidevî kahramanlardan birisi de büyük halk ozanı Âşık Veysel’dir. Veysel, sevgi ve aşk nakışları ile süslediği dizelerini tele vuran tezene ile dünyaya duyurmuştur. Gönül kubbemizi çınlatan nağmeleri bu topraklarda yankı bulmuştur.

Aşıklık geleneğinin unutulmaya yüz tuttuğu bir zamanda aslına dair gelenekleri yaşatabilmek için nefes alan  ve 20. yüzyıl Türk Halk Şiiri’nin önde gelen siması olan Âşık Veysel yakın geçmiş zamanların en önemli hümanist kimliklerinden birisidir.  Yüreğiyle, sızılarıyla, hasret ve özlemleriyle eşdeğer evrensel şiirlerini akıcı bir Türkçe ile şahlandırmış Anadolu insanıdır. Onun yaşantısı bir masal güzelliğindedir. O bakış açısı ve felsefesi ile kişiliğimizi şekillendirmiş,  tazeliğinden ödün vermeyen eserleriyle ölümsüzler arasında yerini almıştır. Âşık Veysel kişilik itibariyle mevsimler üstünde bir mevsim, duygular üstünde bir duygudur.  Onun yüreği söylemler üstü bir şiir, bir büyü bir şaheserdir. Onun pınarlarından beslenmek, birlik ve beraberlik ruhu ile yaşamın sırlarına ulaşmak,  gerek kendimize gerekse yaşadığımız topluma karşı aslî vazifelerimizden birisidir. Türkçenin ölümsüz şairi ve büyük halk ozanımız sahip olduğu iksirle kendisini ölümünden bu yana gönüllerden ve dillerden düşürtmemiştir. Türkçeye hâkimiyeti ve şiir dilini en üst seviyede kullanması, söylemlerinin bizi yansıtması onu bitimsiz bir şekilde terennüm etmemize vesile olmuştur.  Onun kaleminden ve yüreğinden süzülüp gelen tınılarda iftihar bulduğumuz mutlaktır.  Yürekten söylenilen ve buram buram Anadolu kokan dizelerin Sivrialan’a sığması, Sivas ellerinden taşmaması, ülkemizin sınırlarını aşıp Türk dünyası ile kucaklaşmaması mümkün müdür? Bağlama onunla şeref bulmuştur. Tar onunla tar olmuş, dombıra onun türkülerinde asalet kazanmıştır. Âşık Veysel halk şiiri geleneğinde özgünlüğü ve doğaçlama yeteneği ile farklı bir çığır açmıştır. Yapmacık üsluplardan kaçınmış, olanca yalınlığı ile kusursuz eserler ortaya çıkarmıştır. Onun şiirlerinde yaşama sevinci ve hüzün dans eder, iyimserlik ve umutsuzluk bir arada gezer. Onun şiirlerinde tabiatın sesi duyulur, toprağın kokusuna varılır. Onun şiirlerinde Veysel toprağa, toprak Veysel’e sarılır. Toprak başağa durmasa da ne küser toprağa Veysel, ne de darılır…

Veysel’in hayatı çileyle harmanlanırken kendisi sabırla ve şükürle kudret bulmuştur. Gülizar kadın’ın meraya giderken yol üzerinde dünyaya getirdiği Âşık Veysel bir çaputa sarılarak köye götürülmüştür. Veysel yedi yaşında kendi umuduna dair kayıplarla başlamıştır hayata. Çok sevdiği çiçeklerin rengini seçemeden çiçek hastalığının pençesinde kaybetmiştir gözlerini… Peş peşe kaybettiği ana babasından ve kendisini terk eden eşten sonra iki şeye sarılmıştır Veysel; birincisi, karanlık öncesi tanıdığı ve karanlık dünyasına yerleştirdiği ve yaren edindiği hayalleri. İkincisi ise, ben gidersem sen kal dediği sazı. Yedi yaşında gözlerine perde inen ve karanlıklarla tanışan Veysel’in gönül gözüne gökkuşağının yedi rengi aksetmiştir. O, her insanın göremediği renklere nail olmuş, gönül penceresinden bakarak gördüğü güzellikleri kalemiyle insanlığa aksettirmiştir. Ona göre karanlıkların da ışığı vardır. Karanlıkların ışığından yararlanan Âşık Veysel yüreğinin gözünü açmış, renkleri gönül gözüyle görmüş, geleceğe yüreğinin yönlendirmesiyle yürümüştür… Allah vergisi yüreği ona asla ihanet etmemiş, gönlündeki karanlıkları delen gözleri, görenlerden daha gerçekçi olarak görmeye başlamıştır. Sazının teli ve tezene tercüman olmuştur ahvaline. Şiirlerinde mutlak suretle sevgi ve sevgiden doğan olgular yansımıştır. Bu bağlamda Veysel sevginin simgesi, gerçek sevgilerin nişanesi olmuştur. Onun penceresinden bakıldığında sevgiliyi bir beyaz güvercin gibi avuçlarına alıp okşamak ve yüreğine bastırıp korumak gerekmektedir. Ama sevgiliyi daha güzel ufuklar bekliyorsa onu salıvermek, onun uçsuz, bucaksız gökyüzünde kanat çırpışlarından sonsuz haz duymak icap etmektedir. Onun kendisinden uzaklaşmasına üzülmek değil, gerçeğe uçmasına, hakikate yaklaşmasına sevinmektir gerçek sevgi. Veysel, bu nedenle büyük, bu nedenle “Âşık”, bunun için Veysel’dir. Ona ilham veren sevgisi kadar hasretleridir, özlemleridir. Köy Enstitüleri’nde saz öğretmenliği yaparken kendisindeki evlat, yâr özlemi katmer katmer olmuştur. Bu dönemde hasret şiirleri birer çağlayana dönüşmüştür. Gönlü hep yaralı kalmıştır Veysel’in. Yaşanamayan çocukluğu, yetim ve öksüz oluşu, terk edilişi, yoksulluğu, yoksunluğu, askere giden arkadaşlarının ardında görmeyen gözlerle değil, gönül gözüyle bakışı kalemine yansımıştır.

Aşık Veysel aynı zamanda Türk milletinin önemli bir aydınıdır.  Onun her şiirinde bir vurgu, her söyleminde alacağımız bir ders vardır. Üstad, mektep medrese görmüş bir âlim olmasa da, hayat mektebinden iyi yetişmiş bir ariftir. Türlü çeşit bilimlerin teknik ayrıntılarında boğulmuş bir teknokrat,   bir bilim adamı, bir uzman olmasa da sezgilerinin, çilelerinin, düşünce ve duygu yoğunluklarının yoğurup pişirdiği bir Türk halk bilgesidir. O, Türk milletinin millî kimliğini oluşturan maddî ve manevî bütün değerler dizgesini ve bunlardan süzülen milliyet şuurunu okuyarak değil, yaşayarak içselleştirmiştir. Bu bağlamda Veysel, millî vicdanımızın en önemli tercümanı ve temsilcisidir.  Âşık Veysel ne büyük şehirlerin yabancı tesirlere açık kozmopolit ortamlarının sentetik bir “dünya vatandaşı,  ne de yabancı ideolojilerin eğip büktüğü mekanik bir maniveladır. O, saf, temiz, katışıksız Anadolu Türk köylerinin kendi hür ve tabii havasında var olmuş, kendi yerine, kendi tabiatına, kendi fıtratına, kendi tarihsel gelişim sürecine ve kendi hür gelecek tasavvuruna ihanet içinde olmayan, tepeden tırnağa doğal bir Anadolu Türk’üdür. Konu sevgi, hoşgörü ve aşk olunca her şey ona hastır ve hâlâ tazedir söylediği sözcükler. Hiç kimsenin kaleminden düşmemiştir söylediği ve daha nice söyleyeceği ifadeler. Şiir onun dilinde farklı bir terennüme dönüşür.  Vazgeçilmez sözcüğü aşktan ne o vazgeçer, ne de aşk ondan. Veysel, aşkını çorak topraklara saçarak canlılık üfleyen bir simyacıdır. Ölümsüzlük iksirini bulan kimyagerdir. Hattattır, nakkaştır, dülgerdir o gönül coğrafyasında. İşi o kadar naiftir ki, gelişi güzel bir iş sayamayız yaptıklarını. O nuranî kimliği ile toprağa düşen cemre, kayalara kök salan buğday başağı, gökyüzünde bir yıldız, yedi rengin sahibi gökkuşağıdır. Garibin heybesindeki ekmektir Veysel. Şiirleri birer mânâ çağlayanına dönüşen ve gönüllerimizde Süleymaniyeler inşa eden şairimiz, hayatı boyunca sevgiye, barışa ve aşka uşaklık etmiştir. Aramızdan hiç çekilmeyen, biz olan, bizden olan ve bizimle olan Veysel’i anlamak,  anlatmak onun gözüyle görmek ve yüzyılın emri olan sevgiyi şahlandırmak da bizim boynumuzda bir buyruktur.

Koca Veysel 21 Mart 1973 yılında,  yürüdüğü o uzun ince yol üzerinde, karanlığa alışmış gözlerini son defa yine karanlığa kapatarak ebedi dinlenmeye gitmek üzere aramızdan ayrılmıştır. Halk şiirimizin bu güçlü ozanı yarım yüzyılı aşkın bir süre yazdıklarıyla, çalıp söyledikleriyle çevresine ışıklar saçmıştır. Sanırım şimdi de mezarında son uykusunu ışıklar içinde uyuyordur. Yalnız çağımızda yaşayanlar değil, bizden çok sonra yaşayacaklar da “Dostlar Beni Hatırlasın” şiirini unutmayacaklar ve her zaman rahmetle anacaklardır. Canını sevgiye adayan sevgi elçisinin,  kendisi toprak olsa da dili canlı kendi canlı Âşık Veysel’in gönlü şad, dünya ve ahireti abâd olsun. Dostlar hep hatırlarında tutsun onu.

                                                                                                              İbrahim ŞAŞMA

Yorumlar

yorum