kpssde-büyük-tepki-i̇ptal-mi-edilecekÜlke ve toplum olarak ne olacak bu birlikteliğin, bu gidişatın sonu. Her şey çok çarpık ve giderek daha da kötü bir hal almakta. Yoksa ben bir ruh hastası mıyım, her boku eleştiren çekilmez bir muhalif mi oldum? Yediğine şükür demeyen, birazcık cahil olmayı başaramayan, biat edemeyen, hayatı fazla ciddiye alan saygısız ve mutsuz bir adam mıyım ben şimdi? Ne bileyim, galiba ben ve benim gibiler birazcık kimlik ve kişilik problemleri yaşıyor bu dönemde. Ancak kendime bu soruları sorduğumda öfkemde de, sorularımda da haklılık payı taşıdığını söylüyorum kendime, birazcık bile olsa.

Çok şey var anlatılacak, konuşulacak, tartışılacak, dertleşilecek… Ancak sahip olduğum sayfalar kısıtlı. Bir konu üzerine yoğunlaşayım diyorum. Mesela ne olsun? Devletimizin güzide sınavı KPSS olsun mu, ne dersiniz ? Mutlaka bu sınava giren ve bu sınavdan mustarip insanlar vardır çevrenizde. Anlatır dururlar hallerini gariplerim ama bir şey anlamazsınız. Onlar bile artık kime ne anlatacaklarını şaşırdılar. Yıllardır büyük bir stresin ve sonu görünmez bir yolun içindeler. Nereye doğru gideceklerinin farkına bile varamadan yıllarını çalışmaya adıyorlar, hem de ne çalışma. Tüm lise müfredatının tamamını taradıkları gibi; uzman, müfettiş olma hedefleri olanlar da dört yıllık üniversitedeki tüm derslerinden ve daha fazlasından sorumlular. Size bir şey söyleyeyim: Üniversitelerde hala kaliteli bilim adamı olarak kalabilen öğretim görevlilerini hariç tutarsak, belki de bir çok üniversite profesöründen çok daha donanımlılar. Örneğin KPSS mağdurları aralarında şöyle bir şey konuşur sıklıkla: “Devlet milletvekili ararken ilkokul mezunu olmayı yeterli buluyor, bir uzman yardımcısı olabilmek için profesör kıvamında olman sana şart koşuluyor.” Haklılar, kendim de bizzat bu sınavın atmosferini yaşadım ve gördüm.

Şimdi şöyle anlatayım, düz bir memur olabilmek için en az bir yılınızı asosyal geçirmeniz, ayrıca bir işte çalışmamanız ve tüm dikkatinizi ders çalışmaya adamanız gerekiyor. Üstelik artık “merkezi alımlar” denilen mülakatsız, direkt puanınıza göre atanma şansınız da elinizden alınmaya başlandı. Mesela tüm ülkede üç milyona yakın atama bekleyen kişi var ancak geçen merkezi atama sayısı toplamda beş bin kişi ile sınırlıydı. Yeni yapılacak alımlarda ise sadece on bin kişi alınacak. Zaten bu kişilerin arasına girebilmek için kafadan doksan puan ve üstünü almanız şart. Ayrıca bazı sertifikalar ve yetkinliklere sahip değilseniz, geçmiş olsun şimdiden. Bu öyle kolay bir süreç değil. Unutmayın ki bu düzendeki neredeyse en zor sınava giriyorsunuz. Uzman, müfettiş kadrolarına hazırlanan, çoğunlukla İİBF mezunlarının halini ise anlatmaya ne kelimeler yeter ne de sayfalar. Kafadan iki yılı gözden çıkarmaları gerekiyor. Ancak hepsi de adam akıllı çocuklar; tarih konuşabilirsiniz, siyaset tartışabilirsiniz ama bilgileriyle yenerler sizi ona göre; hukuk sorularınız varsa bir avukata falan gerek yok direkt onlara sorun, maliye ya da vergiyle başınız mı dertte hemen onlardan birini bulun, size ne yapmanız gerektiğini anlatıverirler. Sonra onlara bir soruverin, “E bu kadar donanımlısın nerede çalışıyorsun bakalım genç?”(Tip oldukça yaşlı gösterir doğal olarak, bünye bu kadar bilgiye ve strese nasıl tepki verecek zannediyorsunuz) Verecekleri cevap çoğunlukla şu olur: “Abi KPSS’ye hazırlanıyorum, şimdilik işsizim…”

Günümüzde hukuk kurallarının sadece yazıda geçerli olduğunu, uygulamada ise “ağanın sözü geçer” kuralının işlediğini hepimiz biliyoruz. Ya da hukuk kuralları uygulanır, hakimin takdir yetkisi ve atıflarıyla ağanın işine gelmeyen bir şey yaptığında, hemen kurala bakılır ve ceza alınıverir, alıverirsin. Mesela anayasamızın değiştirilemez hükümleri vardır bilirsiniz (ilk üç madde) bir de bu garipleri koruyan dördüncü maddesi vardır. Bu maddelerden  ikincisi aynen şöyle der: “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” Herhalde sadece demokratik yaşamın şartları birazcık da olsa uygulanıyor, diğerleri herkese göre tartışmalı bir vaziyette. Beni şu an ilgilendiren kavram ise bu maddede geçtiği üzere “Sosyal Devlet” anlayışı. İşte KPSS Sınavı en başta bu kavrama ters düşen en öndeki yapı kanımca. Sınav düzenle, milyonlar katılsın, sınavına girmek için herkesten onar lira topla ve sadece beş on bin kişiyi işsizlikten kurtar. (Sınavda iki kalem, bir silgi, bir mendil hediye !) Diğerleri ne olacak ya ey devlet? Bir de bu insanların çok büyük bir kısmının işsizlik maaşı denen şeye hak kazanabilecek özgeçmişleri de yok, vay hallerine. Bende bir İİBF mezunu olarak ekonomiden biraz da olsa anlayabilen bir insanım. Şöyle anlatıyım ki iktisatta bir paradoks vardır. Sistem bunun üzerine kuruludur. İşsizlik varsa enflasyon yoktur, işsizlik yoksa, enflasyon vardır. Devlet bu iki sorundan birini seçer ve bütün politikalarını onun üzerine inşa eder. İşte bizim devletimiz her zaman enflasyon sorununu çözmeyi seçmiştir ve işsizliğe göz yummuştur. Bu bilerek yapılmış ve bilerek işletilen bir maliye politikasıdır. Ama cebinde beş kuruşu olmayan kuru cahil birey ise şöyle der: “Helal olsun iktidara enflasyon neydi nereye indirdi be!” Oysa ki bu paradoksu dengelemeyi başarmış devletler de var, ki şimdinin gelişmiş devletleri dediklerimiz onlardır. Enflasyon belli oranda sabit tutulur ancak sosyal devlet anlayışını benimseme sözü verdikleri için kimseyi işsiz bırakmamayı tercih etmişleridir. KPSS ise sadece bu büyük bakış açısının bir yansımasıdır. Kimisi kazansın sınavı alsın maaşı, kimisi kazanamasın ki harcayıp durmasın ne gerek var enflasyona. Oysa bize sosyal devlet kavramı böyle mi öğretilmişti. Devlet sana iş de bulur, gelirini de sağlar, merak etme devlet büyük, denmişti. Meğerse devlet kocaman bir Leviathan olmuş, haberimiz yok.

Geçen fazlaca donanımlı ve bu yolu denemeye kalkışmış bir dostumla dertleşiyorum. Neler anlatıyor neler. KPSS-B sınavından seksen küsur puan, KPSS-A (Alan) sınavından genel olarak seksen üstü puanlar almış. E sonra ne olmuş, devlet kurumlarının sınavlarına “girmeye” hak kazanmış o aldığı puanlarla (bravo!). O sınavları da kazanmış. Ama daha dur ne atanması ! Eeeee sonra, sonra mülakatlarına girmeye hak kazanmış. Mülakat nasıl geçmiş, ona göre gayet güzel ama..! Sonuç iki yıl içinde altı mülakatın sonunda hepsinden elenmiş. Ve geldik asıl soruya “torpilin yok mu senin dostum”…

 

 

 

Yorumlar

yorum