Tomris olmak için zorlama kendini, velhasıl ben de bir Süreya değilim.

Rakı içişine sayfalarca şiir yazacak ya da oturup seninle kitap çevirisi yapacak halim yok…

Zaten sen de benden beklemezsin böyle şeyleri.

Bir diğeri ise,

Üşüyünce sana paltomu vermeyecek olmam.

Çabuk üşürüm ben, bu mevsimde çekemem hastalığı.

Anlayacağın:

Ne ben Özdemir’im senin gözünde,

Ne de sen Lavinia’sın benim için. 

Çözemem seni inan.

Şehrin su taşkını olsa gözyaşların, bırakırım çamur olsun her yer.

Umurumda olmadığından değil, tutamayacağım büyük sözler veremem sana.

Evimiz şöyle olsun, kızımızın ismi şu olsun falan diyemem asla.

La-net!

Hava kirliliği olsan, ciğerlerine pis pis işlesen ben hariç herkesin,

İnadına bisiklet kullanmayı yasaklarım bu şehirde.

Sen üşüsen, doğalgazın metreküp fiyatı artar!

Yorulsan, gece tarifesi çalışır tüm taksiler.

Hasta olsan da aynı, tam öğle vaktiyken üstelik…

Sigaralar iki kat duman salar her atmaya çalıştığımızda ciğerimizden.

Kan şekeri son on yılın dibine vurur!  

Güldürme beni,

Sen ne lanet insanmışsın!

Yaprak dökülmesine nedensin, kasvet havasına yağ sürensin.

Akşamüstü saat dörtte

Hafiften gelen üşümenin ardından bastıran o uykunun verdiği yorgunlukla

Yatağa yatmış tam dalacakken…

Açmak için ayağa kalkmam gereken o telefonsun, cevap vermesem de defalarca arayan.

İhtiyacım olduğunda uykuyu açmayan kahve de sensin!  

Soba zehirlenmelerine neden olan lodossun,

Trafiği tıkayan 93 model araba sensin!

İşçinin zorunlu mesaisi, şoförün buzlanma yapmış yolu,

Çayın acılığına sebep o tek şeker eksikliği,

Baş ağrısını mideye vurdurup koca hayatı kusturan ağrı kesici,

Hayat arkadaşını beklemekten boynu kireçleme olmuş adamın oturduğu küflü bank,

Faizi tepelerde tutan o şerefsiz banka…

Hepsi sen-sin! 

Beş dakikalığına park eden arabanın ödediği 5 lirasın.

Çocuklar için oyuncak toplamak amacıyla kurulan konteynıra atılan

Sigara izmariti gibi bir şeysin.

Yarım saatte iki kilometre gidilen İstanbul trafiği,

Beş dakikada üç kere yağmur yağdıran Antalya,

Soğuğu ciğerine zorla sokan Eskişehir gibisin.

İşte bu yüzden,

Önce Lavinia olmayı bilmelisin.

Söz!

Sen Tomris olmayı başar, ben içimden onlarca Süreya çıkarayım sana.

Sen Piraye olmayı, Vera olmayı başar önce; sonra ben şiirler yazayım uğruna.

Sen de biliyorsun, imkânsız!

Ben bir Nazım olamam, sen bir memleket özlemi asla…

Ne ben özgürlük için uğraşayım,

Ne sen özgürlüğe yazılmak isteyen bir şarkı olmayı bekle.

Sor: İstemez miydin?

Ben de isterdim seninle bir olmak, şekeri teke düşürmek,

Tansiyonu normale indirmek, dilenciye çıkarıp 50 lira verebilmek… 

Ben de isterdim seninle,

Gözyaşındaki tuz miktarını sıfıra indiren ve damıtılmış saf su üreten bir makine ile

Dünyanın su sorununa çare olmak…

Ben de isterdim

Seninle

Öğretmen evindeki çay parasına tam ekmeğe tavuk döner yapılsın,

Alalım, dağıtalım, kimse aç kalmasın. 

Ama olmuyor işte… 

Kusura bakma,

Bu konuya Franz‘ız kalamam:

Ne ben Kafka olabilirim, 

Ne de sen Milena…

(Amin)

                                                                                                           Ömer Buğra BAŞOĞLU

Yorumlar

yorum