steven_wilson_glasses_face_sky_hair_hd-wallpaper-8179_1024x576

Elinden her şey gelen dahî müzisyenimiz Steven Wilson piyano çalar, gitar çalar, söz yazar ve üstüne bütün bu malzemeyi tadına bakılmaya hazır lezzetli bir yemek haline getiren usta bir müzik aşçısıdır.

Tabii böyle bir ustanın progressive rock tarzına sahip olması da hiç şaşırılacak bir durum değil kanımca. Bazen melankolinin derinlerinde bazen de coşkunun ortasında buluruz kendimizi Steven’in kadife melodileri içinde. Steven on yaşından beri yazmaya, kaydetmeye, bestelemeye devam eden bir müzik delisi. Babasının yetenekli bir elektrik mühendisi olması Steven’ın müzik kariyerinde başka bir boyuta geçmesini sağlamış. Neden mi? Şarkılarını kaydedebilmesi için bir kayıt cihazı tasarlamış, üretmiş ve ona hediye etmiş. Repartuar çalışmalarına da o yaşlarda bu cihazla başlamış —vay be babaya gel, o da bir dahi galiba hehe…!.

steven_wilson_by_ergasterd-d4i0yhj_1024x732

Steven profesyonel müzik hayatına 80’lerde giriş yapmış iki demo kaydetmiş, bütün enstrümanları kendisi çalmış ve kurgulamış. Progresive rock üzerinde kendini bulmuş fakat o yılların rap müziğine, 70’lerin soundlarına ve müziğin güncel, tarihi değerlerine sürekli ilgi duymuş, araştırmış. 90’ların başında Porcupine Tree grubu ile müzik meydanına ciddi bir giriş yapmış, birçok müzisyen ve prodüktörün beğenisini kazanmış. Pek çok dinleyici onları yeni Pink Floyd olarak nitelemiş. Günümüzde de yeni “Roger Waters” diyenler hiç de az değildir. Şunu da hemen belirtmeliyim ki Wilson müziğe 8 yaşındayken kendine hediye edilen Pink Floyd’un Dark Side of the Moon albümünü dinleyerek başlamıştır. Steven’ın müzikal gelişiminde Pink Floyd  Genesis ve Marillon’ un büyük etkisi olmuştur ve bu isimlere hayranlığını gizlemez. Daha sonra  gelen solo albümleriyle rock ve indie kitlesini kendine hayran bırakmış, birçok platformda ödüller kazanmıştır. Steven bunlarla yetinmeyip bazı film ve dizilerin müziklerine ve senaryolarına da büyük katkılar yapmıştır. Son dönemlerde çektiği fotoğraflarla, fotoğraf sanatına ilgi duyanları da kendine hayran bıraktırmıştır. Yani anlayacağımız bu adam tam bir sanat dehası, elini attığı her dalda başarıları var. Ne diyeyim her eve lazım!

steven_wilson___woodcut__xilography____detail_by_scarecrowfella-d7ado7f_576x768

Steven birçok grubun prodüktörlüğünü yapmış, bestelerini hazırlamış, bununla kalmamış sahneye çıkıp çalmış ve söylemiştir. Porcupine Tree’nin kurucusu, Blackfield ve No man’in beyni, Opeth’in gizli kahramanı, daha birçok projenin içinde bulunan ve kendi solo albümlerine sahip bir dinamodur. Benim de takdir ettiğim ve müziğini çok sevdiğim Opeth ve Dream Theatre’a büyük katkıları olan ve bu gruplarca çok sevilen, saygı duyulan biri. Opeth, Dream Theatre haricinde King Crimson, Orphand Land, Anathema, Aviv Geffen, Fish, Marillion gibi isimlerin prodüktörlüğünü, konuk müzisyenliğini de yapmıştır. Gerek yazdığı sözlerle gerek çıkardığı albümlerle gerek prodüktörlüğünü yaptığı gruplardaki çalışmalarıyla saygıyı hak eden bir müzisyendir.

steven_wilson_by_exkalitour-d5htnek_576x768Steven kalıplara sığmayan harika bir besteci olmasının yanında birçok enstrümanı profesyonelce çalabilmesi, müziğin matematiğini çok iyi bilmesi, şarkılarındaki sertliğin ve yumuşaklığın zamanını iyi ayarlaması, ses teknisyenliğindeki usta bakış açısıyla öne çıkar. Özellikle çalıştığı gruplarla gerçekleştirdiği konserlerinin ses ve müzikal kalitesi inanılmazdır, sanki albüm dinlercesine net ve dengelidir. Steven’ın ses mühendisliğindeki bu erbablığından birçok grup ve müzisyen canlı performanslarında, albüm kayıtlarında yararlanmış;  böylece bu gruplar yeniden doğmuşlardır açıkçası. Tanıdığımız, tanımadığımız pek çok sanatçının örnek aldığı bir müzik delisi olan Steven Wilson bir röportajında, “kayıtlarım ve müziğim çok çok iyi değil ama benim felsefem her zaman kendi hatalarımdan ders çıkarmak ve daha çok çalışıp öğrenmek,” demiştir. Onun bu sözleri ne kadar mütevazı ve öğrenmeye aç bir sanatçı olduğunun kanıtı gibidir.

Steven-Wilson-009_1024x614

Değerli müzisyenimiz, değerlimiz Wilson’ın Porcupine Tree ve daha sonra bir proje olarak kurulan Blackfield’daki çalışmaları takdire şayandır. Gelin bu grupları biraz yakından tanıyalım, ne dersiniz?

Öncelikle Porcupine Tree’den bahsetmek isterim izninizle. 1987’de Steven tarafından modern ve deneysel çalışmaların sonucunda doğdu. Grubumuz psychedelic ve progessive rock temellerine dayanan bir tarza sahip görünmekle birlikte ambient, elektronik, art ve metali parçalarında ustalıkla kullanır. Grubun söz yazarı ve mimarı tahmin edebileceğiniz üzere Steven Wilson’dır, gitarlar ve vokal canlı performanslarda ondan sorulur. İngiltere’nin en yaratıcı ve üretken gruplarından bir tanesi olan Porcupine Tree, içinde zaman zaman duygusal, zaman zaman öfke ve coşkuyu barındırır, şarkıların içine serpiştirilen rock metal rifleri ile adeta büyüleyici bir sounda ulaşmıştır. Özellikle progressive sevenlerin baş tacıdır. İlk albümleri On the Sunday of Life 1992’de çıkmıştır, bu albümden sonra dokuz stüdyo albümü daha çıkarmışlardır, ayrıca 17 ep, çok sayıda dvd ve boxset çıkarmışlardır. Albümleri gerçekten sınırların üzerinde bir kaliteye sahiptir. Tamamını dinleme zahmetine lütfen girin dostlar pişman olmayacaksınız! Parçaları Anathema melankolisi üzerinde, Dream Thaetre progressiveliğine eş değer, Pink floyd tınılarına sahip bir müzik parkı gibidir. Geniş melankolik yapısı, efektli clean gitarları, tam kıvamında bilgisayar efektleri ile bizlere tam bir müzik şöleni sunar. Babaların canlı performanslarını merak ediyorsanız bilhassa Tilburg konserini izleyin derim.

steven-wilson_1024x576

Gelelim şimdi de Blackfield’e…  Steven Wilson ve İsrailli müzisyen Aviv Geffen tarafından, pop ve rock temalarını kendilerine has bir dengeyle yorumlayan bir proje ekibi olarak kurulmuştur. Steven ve ekibi Porcupine Tree  2000 yılında Aviv Geffen’in desteğiyle ilk defa İsrail’e konser vermeye giderler ve 3 gösteri yaparlar. Aviv Geffen, konserlerin birinde gruba vokal olarak eşlik eder ve Aviv ile Steven arasında sıkı bir dostluk böylece başlar. Ayrıca Aviv Geffen’in son derece başarılı bir sanatçı, özgürlükçü , açık sözlü, barış yanlısı, insani değerlere sahip olması Steven’ın ilgisini fazlasıyla çeker ve malumunuz bu dostluğun meyvesi Blackfield da böylece doğmuş olur. Blackfield ustalığın getirdiği sadeliktir, bu iki müzisyenin ellerinin ve seslerinin mükemmel buluşmasıdır, kara tarlada yaptıkları işçiliğin paylaşımıdır tabiri caizse. Aviv’in ve Steven’ın birikimlerini böyle bir projede birleştirmesi ortaya müziklerine farklı bir lezzet katmıştır. 2004 de aynı adı taşıyan Blackfield albümü böylelikle muradına erer. İnsanı dinlendikçe derinden etkileyen, Pink Floyd’un üzerimizde savurduğu hissiyatları bırakan tınılara ve riflere sahiplerdir. Blackfield’in ülkemizdeki yurtdışına açılmak isteyen müzisyenlere örnek teşkil etiğini düşünüyorum ayrıca. Steven ve Aviv vokalleri beraber yaparken, gitarları da yine beraberce çalmışlardır, Steven’ın besteleri ve söz yazarlığı grupta ağırlıktadır fakat Aviv’in eserlerini de bulabiliriz albümlerin içinde. Blackfield(2004), Blackfiel II(2007), Welcome to my dna(2011), BlackfieldIV(2013) adlarıyla dört albüme sahiplerdir,  bu albümleri birbirleriyle karşılaştırmaktan kendimi uzak tutmak istiyorum çünkü hepsi dinlenmeyi fazlasıyla hakediyor. Bence hemen atlayın Blackfield havuzuna, yumuşak tını ve melankoli zerrecikleri dokunsun ruhunuza, kendinize lütfen birazcık izin verin…

stevenwilson-2016-tour-banner_1024x397

Kısa kısa Steven;

Progresif rock merkezli müzik yapar ancak ambient, drone, noise, post-rock, krautrock ve shoegaze başta olmak üzere denemediği tarz yoktur..

Steven sabit bir yerde yaşamayı sevmez, Şu an İngiltere’nin Hemel Hempstead kasabasında yaşayan sanatçı kim bilir gelecek günlerde nerede yaşayacak.

Steve Wilson ayakkabıya pek inanmaz. Tüm konserlerine çıplak ayakla çıkar.

Steven Wilson’ın 2008 albümü Insurgentes, bir yıl sonra Danimarkalı yönetmen Lasse Hoile’nin yönettiği aynı adlı bir belgesel filme hayat vermiştir.

Steven Wilson şarkı sözlerinde ve çektiği fotoğraflarda en çok tren  ve vagon temalarına yer veriyor.Sebebi ise çocukluğunda gizli:İngiltere’de doğup büyüdüğü evin bir tren istasyonunun yakınında oluşu onu fazlasıyla etkilemiş. Bu yüzden onu daha da çok seviyoruz dergi olarak. 🙂

Bugüne kadar iki kez Porcupine Tree’yle, bir kez Mikael Åkerfeldt’li projesi Storm Corrosion’la, bir kez de solo albümü Grace for Drowning’le Grammy’ye aday oldu.

Çok sevdiği ve müzik tarihinde önemli bir yere sahip albümleri remix’lemek onun hobisidir.

Steven Wilson’ın 4. solo albümü “Hand Cannot Erase” 27 Şubatta yayımlandı. Bu albümün turnesi dahilinde Steven Wilson’ı 2 Mayıs gecesi Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde izleyeceğiz. Bence kaçırmayın !

stevenwilsonzorlu-657x266_1024x415

 

 

 

 

 

Yorumlar

yorum