“Otur sen, otur. Ben hallederim dedi balıkçı.”

 

“Olmaz ama abi öyle. Bari buzları getireyim.”

 

“Otur dedim! İçimden geldi kırk yılın başında. Ben yapacağım her şeyi.”

 

“Tamam tamam kızma. Saki mi olacaksın yani bu gün?”

 

“Saki değil oğlum, saki… A’yı uzatacaksın. Türkçe yazıldığı gibi okunur diyenlere inanma sen. Vur bakalım daha neler dökülecek senden. Neydi şu kızın adı?”

 

“Zeynep, abi.”

 

“Güzel isim.”

 

“Öyle abi.”

 

“Dolmuyor değil mi yeri? Kimle olsan, kimin olsan olmuyor”

 

“Mümkün mü?”

 

“Değil. Olmaz da zaten.”

tekirova (2)_1024x768

 

“Karşılaşmamız da bir mucize bizim aslında. O kadar uzak bir ihtimaldi ki… Sana bir örnekle anlatmaya çalışayım. Amerikalı bir fizikçi, yüzyılın deneyi dedikleri 27 km’lik laboratuvara, yani Cern’e gitmiş olsun. Orada tanıştığı Türk iş arkadaşı ile tatil için geldikleri Türkiye’de, Topkapı sarayını gezerken yol boyunca uzanan tarihi çınarlardan birinin çürüyen dalı, adamın üstüne düşsün ve adamı öldürsün. O derece zor bir ihtimaldi. Ama tanıştık. Bu olay da gerçek bu arada, adam ölmüş.”

 

“Fizikçi mevta ha, diyerek kahkaha atmaya başladı balıkçı. Fizikçiye içelim o zaman, dedi. Kaldırdık tokuşturduk yine.”

 

“Yengenle biz daha yeni evliyken anlaşmıştık.”

 

“Ne konuda abi.”

 

“İlk ben öleceğim diye.”

 

“Kabul etti yani böyle bir şeyi?”

 

“Etti etmez mi… Sen benden sonra sefil olursun, tamam, sen öl dedi bana. Nitekim de öyle oldu, halime bak.”

 

“Olur mu abi öyle şey… Neyin var ki? Sağlıklısın maşallah.”

 

“Öyle öyle. Haklıydı rahmetli. Diyeceğim o ki… Ne diyordum ben… Hah! Bazen elinde olmadan gidiyorlar. Belki o da ondan gitmiştir… Neydi kızın adı?”

kabak (2)_1024x768

“Zeynep, abi.”

 

“Hah Zeynep. Güzel isim…”

 

“Biliyorum abi.”

 

 

“Elinde olmayan sebepleri vardır belki de. İnsan verdiği sözleri yengeninki gibi sebeplerden tutamıyor.”

 

“Onunla bu bir mi be abi?”

 

“Hiçbir şeyden emin olmazsın. Ne biliyorsun ki? Hiçbir şey değil mi? Bir yerlerde mutlu hayatına devam ediyor umudu bile yeter sana.”

 

“Doğru söylüyorsun aslında.”

 

“Ama hep buranda sızlayan bir şeyler olacak. Bence iyi bir şey bu biliyor musun? Şu dünyada senin, benim yaşadığımız sevdayı yaşayamadan göçüp gidenler var. Öyle bomboş… Ben her halimden memnunum.”

 

“Bana da söyleseler istersen her şeyi unutturabiliriz Zeynep’i, beraber yaptıklarınızı falan… Ben de istemezdim. Her şeye rağmen iyi ki hayatıma girmiş, derdim.”

 

“İşte bu be… Sen olmuşsun. Daha hiçbir şeye ihtiyacın yok senin. Bak ne diyor Müzeyyen Abla’m. Şarkılar diyor, seni söyler.”

 

“Hakikaten onu söylüyor be abi. Bir bu değil hepsi…”

 

“Hepsi tabi. Sen inanıyor musun rahmetli, rahmetli olduktan sonra ben yalnız kaldım. Hayır. Hiç hem de… O sürekli benimle. Benimle hâlâ konuşuyor, hâlâ rüyalarıma giriyor, hâlâ onunla uyuyup onunla uyanıyorum ben. Yerdeki taş, gökteki yıldız, hepsi bana onu hatırlatıyor. Ama ben zaten unutmuş olmadığım için dönüp dolaşıp bak nereye getirdim? Yaşıyor o daha. Öldü diyorlar bana. Bi’ siktirin gidin, diyorum ben de. Böyle deyince de beni deli sanıyorlar. Hehe… Varsın öyle sansınlar. Canları sağ olsun onların. Neden düşeriz biliyor musun?”

 

-Bilmiyorum. Neden abi?

 

“Ne bileyim a.. koyayım. Bilsem düşer miyim? Siktir et. Takma öyle şeyleri kafana, vur sen…”

 

“Haklısın abi.”

 

 

Yorumlar

yorum