On altı yaşındayken dünya müziğinin en canlı biçiminin yapıldığı New York’un birçok gece kulübüne, barına, konserine sahte kimlik düzenleyerek giriyordu.  Sabahlara kadar dans ederek o ayran benim, şu meyve suyu senin takılıyor muydu peki? Maalesef hayır, o türden değildi galiba… Amacı dinleyebileceği tüm canlı performansları çıplak gözle görmek ve sahne atmosferini keşfetmekti. Bir çok enstrüman virtüözünün sahnedeki duruşlarını, vokallerin izleyiciyi kontrol etme kabiliyetlerini tahlil ederek, müzik geleceğine yön vermeye başladı. Elle King verdiği röportajlarda dokuz yaşından beri müzikle uğraştığını ve iyi bir sanatçı olma çabasının o yaşlardan itibaren kafasında oluştuğunu söyler.

Elle-King-PPcorn-2016_1024x5761989 doğumlu şarkıcı, söz yazarı Tanner Elle Schneider, nam’ı diğer Elle King ünlü komedyen Rob Schneider’ın biricik kızı. Sanatçı bir aileden gelen King, üniversite eğitimini resim ve sinema üzerine almış. Tam bir sanat delisi, sahip olduğu tüm bu sanat donanımı müzik için kullanma kararını vermiş. Bir çok mekanda canlı performanslar sergilemiş ve kendi küçük kitlesini oluşturmaya başladığı sırada nihayet güçlü plak şirketlerinden birinin onu keşfetmesiyle müzik okyanusuna balıklama atlamış.

Elle-King-2016-PPcorn_1024x576King 2012’de ilk çalışması The Elle King Ep’sini çıkardı. Sağlam adımlarla basamakları teker teker tırmanan Elle, 2015 Şubatında ilk stüdyo albümü Love Stuff’ı yayımladı. Tarz olarak soul, blues, rock, pop, country ‘nin türevleri üzerine çalışmış. Bu tarzlarla muhteşem sesini harmanladığı bir albüm yaratmış. Kanımca çocukluk ve gençlik döneminde hayran olduğu Ac/Dc, The Runaways, Johnny Cash gibi grup ve müzisyenlerin inanılmaz vokalleri üzerine çok çalışmış. Şarkılarında kullandığı kirli ses ve gırtlak versiyonları gerçekten harika. Özellikle efsane vokalist Cherie Currie’nin ses tınısına çok benzettim. Ayrıca şu bilgiyi de ekleyelim ki geleneğimizi bozmayalım; Elle King, parçası Playing for Keeps ile Mad Men dizisinin fragmanının ihtişamlı sesidir.

tumblr_nyuk1mfZOE1qgfiero2_1280_1024x682Elle, Love Stuff albümünün yapım aşamasında birçok usta müzik adamı ile çalıştı. Takımda Jeff Bhasker, Mark Ronson, Eg White, Jacknife Lee gibi erbaplar var. King ilk single çalışması olan Ex’s & Oh’s da gerçekten titizlikle hazırlanmış, parçada vokallere Duffy misafir olurken, gitarlara ise The Black  Keys ev sahipliği yapmış.

Hadi artık girelim Love Stuff’ın havasının derinlerine…

İlk durağımız Where the Devil Don’t Go. Albüm bu parça ile  tam anlamıyla bomba gibi bir başlangıç yaptı; coşku ve enerji düzeyimiz en yüksekte. King sesini mükemmel kullanmış, nerede sertleşmesi, nerede yumuşaması gerektiğini çok iyi bildiğini gösteriyor resmen. Nakarattaki kirli sesi Dava Mustaine’nin gençlik hallerine benzettim desem, çok mu abartmış olurum bilmiyorum. Ardından albümün single çalışması Ex’s & Oh’s geliyor. The Black Keys havası sardı dört bir yanımızı, gitarlar gerçekten çok karakteristik yani zıplamaya hoplamaya devam ediyoruz bu parça ile. Üçüncü eserimiz Under the İnfluence. Şarkı melankolik ve duygusal bir derinlikte, yalnız bir şey söylemeliyim ki King bu şarkıdaki vokali ile Adele, Amy gibi efsanelerle yarışacak düzeyde, vokalindeki samimiyet ve duygu hissedilecek derecede yukarıda. Şarkının sade yapısı ve arkadan gelen synthler akılda kalıcı derecede güzel oluşturulmuş. Sırada Last Damn Night var. Parça 70’lerin soundu ve asiliğine sahip, sanki Joan Jett’den çılgın bir şarkı dinliyorsunuz. Grup rock’n roll’un tüm gereklerini yerine getirmiş. Devam ediyor ve albümün beşinci parçası Kocaine Koralina geliyoruz, tüm rock atmosferi kendini folk, country yumuşaklığına bırakıyor bir anda. King banjosunu çalıyor, arkadan gelen huzur veren piyano melodileri ona eşlik ediyor. Çok yalın bir parça olan Kocaine Karolina ile King’in başka bir yüzünü daha tanımış oluyoruz açıkçası. Peşi sıra gelen Song of Sorrow ile country ve folk havamıza devam ediyoruz fakat bu sefer arkadan gelen davul, bas ve efektlerle donatılmışız. Love Stuff’ın diğer yarısına geçiyoruz ve bizi karşılayan America’s Sweetheart parçası oluyor. King şarkıda şöyle haykırıyor: “What do you want from me, I’m not America’s sweetheart”… King’in yaratıcılık ve beste kabiliyetinin sadece Amerikan stili ile donatılmamış olduğunu gösteren coşkulu ve eğlenceli bir parça olmuş. Gezintimiz Told You I was Mean ile devam ediyor, albümün genel atmosferinin dışına çıkmayan hoş bir eser, akustik gitarlar çok güzel kanımca. Şimdi de Ain’t Gonna Drown adında albümün en iyileri arasına girebilecek seviyede bir çalışmaya geldik. Parça karanlık, karizmatik bir o kadar gizemli derinliğe sahip bir country şarkısı. İçinde barındırdığı gerilim çok iyi kurgulanmış. King vokalini yine konuşturmuş bu şarkı ile. Albüm Jackson ile devam ediyor, bence albümdeki sıradan bir pop rock şarkısı ama çok ağır derecede eleştirilecek düzeyde de değil. Love Stuff’ın son iki parçası Make You Smile ile See You Again süslemesiz ve basit hatlara sahip akustik çalışmalar olmuş. Hüzünlü havası yüksek, enerjisi düşük şarkılar fakat See You Again gerçekten dokunaklı bir eser.

Genel olarak albümü gayet başarılı buldum. Elle King’in albümünde beraber çalıştığı usta müzisyenleri göze alırsak bu ekipten kötü bir sonuç çıkması da beklenemezdi zaten. King bu albümüyle müzik dünyasına güçlü bir giriş yaptı ve gelecekte de adından çok söz ettireceğe benziyor. Bazı müzik eleştirmenleri şimdiden Elle King’i altından kalkması çok zor bir rütbeye layık görmüşler: “Modern Janis Joplin”

 

 

Yorumlar

yorum