Gün: 2
Ertesi sabah kampı topladık ve tekrar yola koyulduk. İnanılmaz koylar, muhteşem adalar, tarihi kalıntılar ve makinin arasında cennetten bir patika yol… Likya döneminden kalıntılar, o kalıntıların bir kısmıyla yeniden inşa edilmiş Osmanlı kalıntıları çok güzel bir harman olmuş tam keşfedilmeyi beklerken tesadüfe bakın ki biz de oracıkta bitivermişiz. Koylar ve sahil şeridi dünyanın parasını verip en iyi otellere gitseniz de bulamayacağınız güzellikte. Ve biz, hiç para vermeden tamamen özgür bir ruhla, onurlu ve gururluyuz edalarıyla göğsümüzü kabartarak yolumuza devam ediyoruz.

IMG_2072

A.: Şu adada (Aşırlı Adası) bir tane doktor, işi gücü bırakmış, tek başına yaşıyormuş.
Ben: Vay be, ama tek başına da kötü be…
A.: Birkaç tane de keçisi varmış.
Ben: Kim bilir ne yaşadı da kendini adaya vurdu…
A.: Vardır bir derdi. Dertsiz adam mı olur?!
Ben: Değil mi? Ekmek almaya nasıl gidiyor acaba?

Biraz daha ilerleyince hava bozuyor ve yağmur başlıyor. Durup kampı kuralım mı diyerek düşünürken karşımıza bir yapı çıkıyor. Adı Smuggler’s Inn. Çok güzel bir koya inşa edilmiş genel olarak ahşap bir yapı.

Ben: Tanrı Amerika’yı korusun.
A.: O nasıl sevinme lan?
Ben: Ne bileyim?! Burayı bulmasak kampı kurana kadar ıslanacaktık. İyi oldu. Burası son kalan 1. Dereceden sit alanlarından biri değil miydi? Nasıl yapmışlar burayı?
A.: Gece kondudur kesin.
Ben: Bugün de burada kalacağız değil mi?
A.: Bir bakalım kimse var mı?
Ben: KİMSE VAR MIII?
A.: Ne bağırıyorsun oğlum?! Gidiyoruz işte, bakarız.
Ben: Değil mi?

IMG_2088

A.: Muhtemelen tekneyle gelip gidiyor müşterileri.
Ben: Valla gece kulübüne gitmek için bir günlük yol gelecek bir manyak tanımıyorum ben.
A.: Benim var galiba öyle bir tanıdığım.
Ben: Arkadaş çevresi önemli insanın… Bence dikkat etmelisin.

IMG_2081

Nasıl izin alıp yaptılar, ya da izin aldılar mı hâlâ bilmiyoruz. Ben burada kalırken, arka kısmında bir ahşap baraka daha var, diğer arkadaş oraya yerleşiyor. Yine saat daha çok erken… Eşyaları orada bir yere saklayıp yağmurlukları giyerek Osmanlılardan kalma uzakta olmayan kaleye gitmeye karar veriyoruz.

Giderken hafif yağmurun iyice kayganlaştırdığı taşlardan kayarak bir takla atıyor ama zarar görmeden atlatıyorum.

Kale, bir sonraki koyda çok güzel manzarası olan bir tepede. Yağmura aldırmadan tırmanıyoruz. Çalıları kayaları aşarak çıkıp bakıyoruz ki diğer tarafında çıkabileceğimiz bir yol varmış.

Kale sadece gözetleme kulesi olacak kadar küçük ve tepesinde bir tane top var.

IMG_2093IMG_2098IMG_2102

Ben: Bırakmış gitmişler… İnsan bunu alır bir müzeye falan götürür.
A.: 4 ton vardır bu. Nasıl kaldırıp götürsünler?
Ben: Götürsünler abi! Nasıl çıkarmışlar ki hakikaten bunu buraya?

A: Uzaylılar olmasın?
Ben: Dandik Mısır piramitleri geyiğine bağlayacaksın sen belli oldu. Hadi gidelim.

Yağmur hızlanınca, biz de aynı hızda geri kaçıyoruz. Ve geceliyoruz.

Part 3 için buraya tıklayın.

Yorumlar

yorum