Gün: 5

 

Gece karanlığından yolumuzu çok saptırmışız. Likya yoluna ulaşmamız epey zaman alıyor ama bulunca az da olsa rahatlıyoruz.

1

Sahilde giderken bir adet palmiye görüyoruz. Sonradan öğreniyoruz ki; oraya yakın bir köydeki bir rivayete göre, o palmiye yıllardır orada ve hiç büyümüyormuş. Her yıl hurma veriyormuş.

Yola devam ederken arkası çantalı yaşlı bir çift çıkageldi.

A.: Ne yapsak bir şeyler istesek mi?

Ben: Bilmiyorum.

A.: Yok ya az kaldı zaten.

Ben: Nerede az kaldı? Daha kaç kilometre var.

Biz çekiniyoruz bir şey isteyemiyoruz. Likya yolunun âdeti: Karşıdan gelen ne kadar sürede karşılaştığınız noktaya geldiğini söyler. Enteresan bir şey olduysa anlatır. Ama bizim takatimiz olmadığından sadece süre kısmını anlatıp devam edeceğiz ama Lahit yine rahat durmuyor ve çiftin, kadın olanının elinde salladığı eldivene saldırıyor! Alıyor ve kaçıyor. Peşinden koşsak da kurtaramıyoruz eldiveni.

Yine yola devam. Amerikan Koyu’na geliyoruz.

2

A.: Dünyada bir geminin tamamının çıkarılabildiği ilk su altı kazısı burada yapılmış.

Ben: Şu evlerde oturan var mı acaba? Yiyecek falan istesek mi?

A.: Az kaldı, az. O evleri kazıda çalışan Amerikalı profesörler için yapmışlar.

Ben: Profesör olmak varmış ya. İskender istese hemen alan asistanları bile olur insanın profesör olunca.

A.: Yürü hadi, yürü…

Son bir gayret ile hızlanıyoruz. Her molada Lahit yine uyuyor.

3

Adım atacak takatimizin kalmadığı son anlarda, bir yerleşim yerine yaklaştığımızı, görünen birkaç ev müjdeliyor. Tam birinin önünden geçerken arkamızdan bir ses,

Teyze: Gençler gelin açsanız. Ekmek ediverem size.

Çok istekli olduğumuzu belli etmeden çantaları yere fırlatıp, koşarak teyzenin yanına gidiyoruz. Normal yufka ekmeğini biraz daha kalın yapıyor teyzem benim. Sonra kendi yaptıkları zeytinyağını üzerinde gezdiriyor. Sonra dürüm yapıp veriyor bize.

Yemin ediyorum ben hayatımda öyle bir şey yemedim. O ne güzel şeydi öyle! İkimiz de yarısını koparıp Lahit’e verdik. Teyze bir tane de arkasından yapayım mı dedi ama biz yok yeter, dedik. Teyze de ısrar etmedi…

Ben: Keşke olur deseydik ya.

A.: Ya ben ısrar eder sandım da öyle dedim.

Ben: Sen bu mantıkla aya gidersin yemin ediyorum. Lahit bile bizden daha fazla yedi ha! Lahit!

Sonunda Kaş’a ulaşıyor ve karnımızı tıka basa bir restoranda doğuruyoruz. Lahit’e de koca bir paket mama alıyoruz. Lahit yediği gibi uyuyor. Bilenler bilir Kaş halkı sokak hayvanlarına çok iyi bakar. Biz de bunu bilerek, yanımızda götüremeyeceğimiz için Kaş’ta ayrılmak zorunda kalıyoruz. Uykuya dalınca gidiyoruz…

Ara ara gider hasret gideririz keratayla. İyice besili hale gelmiş ve arkadaş çevresi kedilerden köpeklere dönüşmüş.

4

Lahit’e…

Yorumlar

yorum