____safe_culture___collabo_by_ndulaylay

Anadolu müziği, oldukça geniş bir alana yayılmış, değişik coğrafyalarda, değişik anlatımlarıyla gelişimini sürdürmüş, oldukça lezzetli bir ifade tarzıdır. Anadolu’nun her bölgesinin, her şehrinin kendine özgü bir müzik derinliği vardır. Anadolu müziği tarih boyunca bu toprakların sahip olduğu binlerce kültürün içindeki mazlum insanların yaşanmışlıklarının ustaca anlatıldığı bir araç olmuştur. Anadolu binlerce yıldır çeşitli devlet ve devletçiklere ev sahipliği yapmış ve etrafındaki yüzlerce kültür ile durmadan etkileşim içinde olmuştur bildiğiniz üzere. Hititler, Urartular, Frigler, Lidyalılar, Persler, Helen Uygarlığı, Romalılar, Selçuklular, Osmanlılar gibi. Bu devletlerin, imparatorlukların beraberinde getirdiği kültürün, müziğe etkisi de yadsınamaz niteliktedir. Kültür bir toplumun değerler bütünü olarak, sosyal yaşantının her alanında etkili ise, müzik de kültürün en önemli alt dallarından biri olduğundan o toplum üzerindeki etkisinin tartışılamayacağı açıktır. Kültür durmadan gelişen ve kendini yenileyen bir ahenktir. Doğal olarak yaşamın dinamik ve avangart yapısı içinde günümüz zamanına aykırı olan bazı fonksiyonlarını filtreler, bu gelenekleri zamanla kendi içinde geri dönüşüme tabi tutar. Fakat şu an için bu konuya girmemize hiç gerek yok kanımca çünkü bu konu ayrı bir akademik çalışmayı gerektiriyor. Elimden geldiğince sanat ve özellikle onun afacan çocuğu olan müzik içinde kalmayı ve Anadolu müziğinin dünya üzerindeki yerini konuşma çabası içinde olmayı amaçlıyorum, benden söylemesi.

istanbul (27)

Öncelikle günümüz dünyasındaki kültür yozlaşmasının ve doğrudan müziğe olan olumsuz etkisinin bazı sebeplerini kısaca tartışmak isterim sizlerle. Tabii bu etkilerin her birini açıklamaya ne zamanım var ne de yazabileceğim yeterince sayfa. Bana göre en önemli nedenlerin başını çekenler, iletişim araçlarının en büyük hükmedeni olan medya ve devlet yöneticilerinin yanlış politikaları. Şüphesiz ki günümüzde tv, radyo ve internet, medyanın gücünü temsil eden en güçlü materyaller. Bu güçlü iletişim araçları, toplum kültürünün oluşması ve biçimlenmesinde en büyük paya sahip olan erkler. Medya, sahip olduğu bu devasa güçle tek tipli bir dünya kültürü yaratma çabasına girmiş, imparatorluğunu istediği gibi yönlendirme arzusu içinde. Benim sıkıntım ise bu güçlü medya örgütlerinin, yaptıkları tv programları, kullandığı acımasız pazarlama stratejileriyle dünyanın çeşitli renklerini, farklı desenlerini standart bir dünya kültürü şeklinde biçimlendirme eğiliminde olması. Etrafımıza dikkatlice bakarsak eğer, kültürün asıl sahipleri olan bizlerin yani insanın, medyanın tercihlerini âdeta bir bebek beyni gibi emdiğini ve bunun doğruluğunu ya da yanlışlığını sorgulamadığını alenen görürüsünüz.  Kültürün yok edilmesine neden olan diğer bir sebep ise günümüz politikacılarının kendi ahlâkî değer ve yargılarını tek gerçek kabul ederek, kendi yaşam tarzlarına uygun yeni bir kültür standartlaştırması çabalarıdır. Ne kadar doğaldır ki devletler kurulur, yıkılır belki yeniden kurulur ama doğal olmayan hep aynı vaka karşımıza çıkar: O da ayakta kalması ve korunması gereken, geçmişin günümüze olan hediyesi kültür kavramının yok edilmesidir. Dünya yakın tarihine şöyle bir baktığımızda, değişmeyen bir olgu vardır; yeni kurulan bir devlet o zamanki kurucusunun ve onun etrafında konuşlanmış politikacılarının istekleri ve beklentileri doğrultusunda inşa edilmiştir. Bu hükümdarlardan önce yüzyıllarca süregelmiş eski gelenekler, diller, edebiyat, müzik sanki yokmuşçasına bir kenara itilmiş ve unutulmaya terk edilmiştir. Bana göre günümüzde kültürlerin ve doğal olarak müziğin de en büyük düşmanı, işte bu tek tipli dünya kültürünü yaratma faşizanlığıdır. Evet, dünyamız giderek küçülüyor, dakikasına kalkan binlerce uçakla, saliselik bilgi aktarabilen akıllı telefonlarla ve daha birçok unsurla. Bu kötü bir durum mu? Tabii ki hayır, benim idrak edemediğim konu ise medya cambazlarının ve tek tipçi devlet adamlarının planlarıyla, kültürün sahip olduğu bin bir türlü desenin, farklı düşünce ve çizginin yok edilme çabasından ibarettir.

istanbul (9)

Ne kadar medya ve devlet politikalarının kültür üzerindeki standartlaştırma çabaları devam ediyor olsa da dünyanın çeşitli coğrafyalarında bu konuya hassasiyetle bakabilen birikim ve bilgi sahibi bir nesil de gelmiyor değil. Özellikle günümüzde bazı sanat dallarının yeniden özgürce icra edilebilmesinin ve yenilikçi bir tavırla tekrar ayağa kalkabilmesinin en büyük destekçisi ise kültürlerin büyüsüne inanan bu kitlenin, yeniden vücut bulmasıdır kanımca. Şunu da hemen belirtmek isterim ki, gelişiminin zirvesinde olan bazı ülkeler, bu nesillerin ve kültürlerinin korunmasına verdikleri katkıdan dolayı tebriği hak ediyor. O ülkeleri ayrı tutarak yazımı yazıyor ve istisnalar kaideyi bozmaz tümcesinden cesaret alarak ilerliyorum. Dünya tarihi incelendiğinde hep şöyle bir durum ortaya çıkıyor: Modern ve yapılanmasını tamamlayabilmiş devletler, gelişim sürecinde, sahip oldukları çeşitli kültür motiflerini, toplum olarak o kadar iyi koruyorlar ki şu an her yerimizi sarıp sarmalayan popüler kültür bile bu korunmuşluğun içine bir ajan olarak ancak girebiliyor. Açıkça anlaşılıyor ki uygarlıkların gelişmesi ve dünya üzerinde bir iz bırakma çabası ancak o ülkede yaşayan halkın oluşturduğu kültüre sahip çıkılması ve korunması ile mümkün olabiliyor. Ben bunu öğrendim bunu söylerim ey dost!

BAGLAMA & GÝTAR DUO (DOSYA)

Gelin, kültürün kendisine kopmaz bir iple bağladığı müziğin içinden bakalım biraz aleme. Günümüz dünyasındaki sesli ve görsel iletişim araçları, müziğe gerçek anlamda katkıda bulunmuş sanatçıları değil, kendi maddi çıkarları doğrultusundaki şarkıcıları yaratma gayretinde değil mi? Bu durumun özellikle 90’lardan sonra milyarlarca dolarlık bir endüstri haline büründüğünün herhalde hepimiz farkındayız. Bu oluşum sayesinde binlerce kullan-at şarkıcı refah düzeyini artırırken, sanat ise ayaklar altına alınmıştır. 2000’lerin başından itibaren ise bu deforme olmuş piyasanın farkında olan, bu güce karşı ayakta durma cesareti gösterebilmiş cengaver isimler ve gruplar da yok değildir. Müzik dünyası içindeki bu idealistler var olmayı başarabilmiş ve bu büyük problemin çözümünü kısmen de olsa bizlere gösterebilmişlerdir. İşin güzel kısmı ise o dönemlerde sanat kaygısı taşıyan bu müzisyenlerin ve onların tuttuğu meşaleyi ileri taşıma isteğine sahip olan ilgililerin, müzik teknolojilerine de hakim olup, orijinal ve kaliteli müzik arayışına girme çabaları olmuştur. Kültürde olduğu gibi müzikteki standartlaşma da hâlen devam etmektedir. Bu sanal müzik dünyasının bir anda yok olmasını beklemek sadece bir hayâldir. tapestry-bayeux-viking-musicBardağın dolu kısmından bakarsak; bu yapay müzik endüstrinin var oluşunun en güzel yanı, müzik severler için iyi ve kötüyü ayırt edebilme kolaylığı sağlamış olmasıdır. Son 10 yıl içerisinde popüler kültürün sunduğu standartlaştırma politikası yanlışından dönen pek çok müzisyen, coğrafyalarının sahip olduğu kültürel mirastan faydalanıp, yerel düzeyde kalmış müzik tarzlarını birer akım hâline getirip farklı tınılar, farklı temalarla dinleyicilerinin karşısına çıkmışlardır. Sorum işte burada kendine vücut buluyor: Anadolu coğrafyası tek bir kültür ve dalları olarak çeşitlenmemiştir, yüzlerce kültür ve alt kollarından oluşan kocaman bir okyanustan ibarettir; ayrıca popüler kültüre ve dünyaya hâkim olan kültür standartlaşmasına en çok maruz kalan toplumların başında gelir. Hâl böyle iken neden dünya müziğine yön veren Anadolu isimleri bu kadar azdır? Birçok ülkede onlarca müzisyen Anadolu’ya has notalardan, makamlardan feyiz alarak eserlerini oluşturup, zaten bildiğimiz şeyleri tekrar tekrar bizlere sunarken, neden bu birikimimizi müziğin evrenselliği içine sokamıyoruz? Bu bir milliyetçilik ya da vatan sevgisi durumundan ibaret bir düşünüş tarzı asla değil, uygarlıkların temelini oluşturan bu toprakların içinde yeşermiş, güzel ve kaliteli müziğin dünya insanlarından esirgenmesi meselesidir.

Rembetes_Karaiskaki_1933Sizlerin de bildiği gibi Anadolu ve çevresinin binlerce yıldır birbirinden şahane uygarlıklara ev sahipliği yapması, bir kültür zenginliğine sahip olmamızı sağlamıştır. Kültür kendini çeşitli yüzlerle ifade edebiliyor; din, mimari, sosyal yaşayış ve sanat gibi… Binlerce yüze sahip bir tanrıya sahip bu topraklar. Yani sahip olduğumuz sanat birikimi her yerimizi sarmalamış durumda, peki bunun kaçımız farkında acaba? Orta Asya’dan gelen elmasın, daha güneyden gelen altının, kuzeyden gelen pırlantanın, Anadolu’nun mermerinin… Aslında çok klişe bir cümleciktir kendisi ama yine de bunu dillendirmek istiyorum izninizle: “Bu topraklar gerçekten bir mozaik.” Temas etmek istediğim ise böyle sağlam bir mozaiğe sahipken, sanatın romantik ve öfkeli çocuğu, müziğin bu topraklarda neden üzgün ve bir o kadar coşkusuz bırakıldığıdır. Müzik gerçekten bir yerlerde bizleri bekliyor ama ara ki bulabilesin…  Evet arıyoruz bazen ve bazen de bulabiliyoruz o bir avuç müzisyeni;  bazen Taksim’de sokakta bağdaş kurmuş sanatını icra ederken, bazen sosyal medyanın yardımıyla oynat tuşuna abanırken,  bazen eski babaları, anaları dinlerken evet bulabiliyoruz, ama az geliyor bu nicelik bana çok az ve etkisiz geliyor işte. Bu toprakların birikimine, bu topraklardaki öfkelilerin sesine, bu topraklardaki kültür zenginliğine, bu topraklardaki haksızlığa baktığım zaman az geliyor nedense.

30D1C41E00000578-3429225-image-a-33_1454461019841

Hepimiz birer fanus içindeyiz ama işin asıl ilginç olanı ise aslında okyanusun derinliklerindeyiz şu an, bir türlü fanusu terk edemiyoruz, hepimiz bir agorafobi vakasıyız, farkında bile değiliz, galiba çok korkuyoruz; ne dersin? Belki de bu yüzden en yaratıcı müzisyenlerimizi bile “tamamen duygusal” sebeplerle kaybediyoruz. Onlara kızmakta bazen çok haklıyız bazen ise değiliz. Çünkü bizler yani dinleyiciler, bu toprakların çok yüzlü tanrısına inanmayı çoktan bıraktık ve kocaman melodiler tarlasını hurafecilere, simsarlara, kaimeye tapanlara verdik ellerimizle. Yeterince destek veremedik, özeleştirisel bakarsak. Şöyle bir örneklendirme yapmama izin verin: İskandinav coğrafyasında öyle bir müzik akımı oluştu ki birçok müzisyen ve grup kendi topraklarından gelen Viking, Pagan geleneklerini farklı müzik tarzlarıyla yoğurdu, ortaya çıkan bu müzik tarzı sadece yerel oluşumlar olarak nitelendirilebilecekken şimdi dünya çapında bir dalga haline dönüştü. Belki de bu akımın etkisiyle hangi kanalı açsak tarihi bir Viking gemisi, dizisi, filmi her an karşımızda. Gittikleri her ülkede bu müzisyen Vikingler tıka basa, omuz omuza kalabalıklara şovlarını yapıyor. Çünkü sahip oldukları kültürün kendi topraklarına sunduğu hediyeler olan melodileri enstrümanlarında; destanları, geleneklerini ve zaferlerini sözlerinde barındırarak, günümüz tek tipçi kültür standartlaşmasının onlara sunduğu kölelik ve biat kültürüne karşı dik bir duruş sergiliyorlar, yani sahip oldukları kültürün ve geçmişin getirdiği birçok şeyi müziklerinde kullanıyorlar. beb89f0217343ad6b864660be392ab50Belki de müziğin ruhunda var olan muhalif yanı kendileri için bir sığınak kabul ederek, tüm dünyanın ilgisini üzerlerine çekiyorlar. Ben de bu durumdan oldukça memnunum açıkçası. Müzik meraklısı biri olarak o toprakların tınılarına, seslerine o müzisyenlerin büyük çabaları sayesinde ulaşabildim. Dünya gözüyle İskandinav müziklerini dinleyebilmek benim için gerçekten büyük bir keyif. Son zamanlarda oldukça ilgi gören İskandinav akımına biraz fazla dikkat çekmek istedim ancak bu örnekleri rahatlıkla arttırabilirim; İspanyol müziği, İran müziği, Küba müziği ve daha nice coğrafyaların müziklerini sayabilmek mümkün. Bu coğrafyalardan fışkıran sanat stillerinin en önemli ortak noktası ise sahip oldukları kültürden beslenmeleri. Örneğin bu saydığım coğrafyalardan onlarca iyi sanatçı sayabiliriz ama şunu hemen fark ederiz ki bu isimlerin hiçbiri popüler kültürün onlara sunduğu kısıtlı argümanlar ile sanatlarını icra etmemiştir. Korkmadan, utanmadan, beğenilme kaygısı taşımadan, topraklarında soludukları o havayı bizlere sunmaktan hiçbir zaman vazgeçmemişlerdir. Belli kalıpların içine kendilerini sokmamışlardır çünkü onlar gerçek özgürlüğü tercih eden ve bu özgürlüğü iyi bilen karakterlerdir.

Şimdi belki de bana söyleniyorsunuz, şöyle diyorsunuz kanımca; “Hadi oradan, biz de yüzlerce sanatçıya, müzisyene sahibiz”. Ben de diyorum ki evet sahibiz, sahiptik. Ancak kaç tanesini dünya literatürüne sunabildik? Yine tekrar ediyorum, sanat yerel olarak sadece orada yaşayanlara hitap etmemeli, dünyaya açılabilmeli, sunulabilmeli. Bu güzellikleri dünya insanlarından mahrum bırakmak bana göre tam anlamıyla bencillik, daha da önemlisi Anadolu kültürüne bir haksızlık. Amacım, bireysel farkındalığa bir katkı sunabilmek, bu şahane insanları para ile beslenen belli medya gruplarının, belli sanal sanat platformlarının ve belli siyasî örgütlerin inisiyatifine bırakmamak. Anadolu’nun sahip olduğu binlerce kültür ve onun alt dalları, bu sanatı oluşturabilmek için fazlaca yeterli olabilecek bir kaynak. Dediğim şey hadi oturalım herkes Türk Halk Müziği, Türk Sanat Müziği yapsın gibi kısır bir düşünce değil, Türk halk müziği, Türk Sanat Müziği, bu alt dallardan sadece ikisini oluşturuyor zaten. Bundan çok daha fazlası var bu kocaman kaynakta.

 

 

Yorumlar

yorum