kahkülü solmuş kadın;

dağların eteklerini örten evlerden habersiz.

habersiz evlerin içindeki insanlardan,

insanların içindeki ıstıraplardan,

kadın belki de ilgisiz;

yanından geçen, dumanı üstünde trenin

değersiz bir sigara gibi

sürekli üstüne basılarak söndürüldüğünü

fark edemeyecek kadar ilgisiz.

dört ağlama duvarının arasında

yüzyılların kanını dondurduğu,

uzaktaki bir heykeli beklercesine, halsiz.

nice sevdayı düşük yapmış kalbi,

bu kısır döngüyü durduramayacak kadar yorgun.

geceyi gündüze iğneleyen kadın,

kelimeleri gargara yapıp tükürdü bu kağıdın üstüne

ve bu durumdan hiç hoşnut değil.

antik çağlardan önceye uzanan

anadan üryan dağları

öperken gözleri

kim bilir kaçıncıya özledi

ardında bıraktığı adamı.

şehre yaklaştıkça dağların etekleri açıldı,

bir adamı sevmek

göğü yere sığdırmış su birikintilerine benzerdi ancak.

umut dolu.

gitgide gri kitlelere yaklaşıldı.

sevilmeye aç kadının, sefil bedeni

ve komşular bizden değil.

neredeyse

çok sevdiğimiz bir filmdeki

aşktan artakalan gibiyiz.

herkes bir şeyler anlatıyor,

anlattıkça yaklaşıyor sonumuz.

çok gülmekten değil

çok ağlamaktan başımıza bir şey gelecek.

hepimiz mütemadiyen birbirimizi bekliyoruz

ve gelmeyeceğimizi bile bile

anadolunun kapılarını hep açık tutuyoruz.

sevmek hiç tutarlı değil.

kahkülü solmuş kadın,

mektuplar yazdı adama

mevsimlerin hezimetine uğramasın diye duygular.

adam canına okudu,

kadın habersiz.

belki de ilgisiz

toprağın kustuğu çocukları

toprağa yutturanları

fark edemeyecek kadar ilgisiz.

kadın yalnızlığın karesi,

adam ise bir görünür bir kaybolur.

şimdilerde

o çok sevdiğimiz filmin

son sahnesinden

artakalan gibiyiz

ve kişi sevdiğiyle beraber değil.


Yorumlar

yorum