1. isim Erişkin dişi insan, hatun, hatun kişi, zen

Yanlarında, kendileriyle ahbaplık edecek dostlar, hizmetlerine koşacak kadınlar veya erkekler görmek isterler.

2. sıfat Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri, becerileri olan

3. Hizmetçi bayan

4. Bayan

Eğer merak edip TDK’ya, ”kadın” yazarsanız, karşınıza bu dört anlam çıkacaktır. Bu ülkede yaşayan bir kadın olarak TDK’nın layık gördüğü bu anlam beni her okuduğumda derinden üzmüş ve  toplumumuzda kadına verilen değeri bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Bugün yaşadığımız dünyada ne yazık ki kadınlar erkeklerle aynı ortamda eşit gibi dursalar da durum aslında öyle değildir. Özellikle taşraya inildikçe bu eşitsizlik giderek artmaktadır  fakat taşrada da metropolde de çoğunlukla kadına  – TDK’nın da belirttiği gibi-  ‘zen’ diye bakılmaktadır. Namusu da zaten bacak arasında olduğu için onu hiç koruyamazdır.  Savunmasızdır. Ona aklı ermezdir. Öyle gülmemelidir sokak ortasında. E, o kadar kısa, dar, ince de giymemelidir. Hem ne var canım oraya da gitmeyiversindir o saatte. Ne var ki zaten bunda,  çünkü o ortam – mekan uygun değildir kadına. Tabii ki  kadın çalışmamalıdır  çünkü kadının işi; evidir, çocuk doğurmak ve ona bakmaktır.

maxresdefaultBen bir kadın olarak bazen bu  toplumda yaşamaya tahammül edemiyorum. Yaşanan  her kadın cinayetinde biraz daha eksiliyorum. Kalmıyorum bazen de. Edilen her cinsiyetçi küfürde, her taksiye bindiğimde yaşadığım o iğrenç tedirginlikte kalmıyorum ben. Bir gün giydiğim herhangi bir etek yüzünden ‘haklı’ bir tacize maruz kalmaktan korkuyorum.  Bunların yanı sıra pek çoğu için önemsiz olan ayrıntılar benim göğüs kafesimi daraltmaya yetiyor. ”Aman taciz etmesin yeter.” diyemiyorum. Sadece kadınlar, işten dönerken ne yemek yapacağını düşünsün istemiyorum. Bir gün  bir erkeğin de tişörtünün çamaşır suyu olduğunu görmek istiyorum. Metro’da pergel gibi açılmış erkek bacakları görmek istemiyorum ama ben en çok da henüz        2 -3  yaşındaki erkek çocuklarımızın pipisini görmek istemiyorum -ki en önemli nokta da budur- .

Bunları inkar edebilir miyiz ? Hayır ama gayet tabi bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Bunu okuyacak herkese sesleniyorum. Bu sadece  az gelişmiş bir Ortadoğu ülkesi olmamızın bir sonucu değil. Ataerkil bir toplum yapısına sahip olmamızdan da değil. Bu bir son değil, bu bir kader değil,  değişebilecek bir şey ancak ve ancak bunu biz değiştirebiliriz.  Belki değiştiğini bizler , bu jenerasyon, göremeyiz ama bizden sonraki nesli de düşünmeyecek kadar bencil olamayız herhalde.

Bizler! Kadınlar… Güçlü kadınlar… Canımızdan can verip dünyaya yeni bir can katan kadınlar, bu bizim ellerimizde. Bizler çocuklarımıza/oğullarımıza, ”Hadi amcanlara pipini göster.” dersek, küçücük çocuğa, ”sen oğlansın, abisin, hadi ablanı koru.” dersek , yanındaki  kız kardeşine ise, ”sen sus öyle gülme.” dersek elbette bu ülkede de dünyada da hiçbir şey, ne yazık ki,  değişemez. O sevimli çocuk yarın büyür ve yeşil bir canavara dönüşür tabii ki.  Bizler yaşadığımız bu dünya da sesimiz çıkmayacak olana dek konuşmalıyız. Meydanlarda bağırmalıyız . Korkmamalıyız. Daha çok çalışmalıyız. ”Kadından mühendis mi olur lan ?” diyenlere inat en iyi makine mühendisi biz olmalıyız örneğin. Uzaya biz gitmeliyiz. Gidemiyorsak uzaya gidecek aracı biz yapmalıyız o zaman. Mecliste daha çok olmalıyız. ”Sen sus, gülme.” diyenlere inat en çok biz gülmeliyiz. En çok biz sevmeli, en çok biz sevilmeliyiz.

Belki bir gün her şeyin olması gerektiği gibi olan bir Türkiye’de belki de bir rüya’da görüşmek üzere … 🙂

 

Yorumlar

yorum