fgdfgdfgdfKendine geldiğini, titreyen ellerini gördüğünde anladı. Ayaklanacak oldu. Boynuna saplanan ağrı, son anda elinin ucundaki sandalyeye tutunmasını emretti. Karşı koymadan boyun eğdi. Bacakları bir tay gibi titriyordu, hızla nefes alıp vermekten ağzı kupkuru kesilmişti. İstediği tek şey kana kana su içmekken, yavaş yavaş vücudunda beliren ağrılar dikkatini dağıttı. Ne olduğunu hatırlamaya çalışırken tırnak aralarındaki kanı gördü. Dudağının patladığını fark etmesi çok zamanını almadı. Kanları gördükçe nefes alış verişi daha sıklaşıyor, titreyen bacakları vücudunun tüm kontrolünü ele geçiriyordu. İstediği bir tek şey vardı. Bir an önce oradan uzaklaşmak. Tekrar geleceğini biliyordu.

Olacakları düşündükçe korkusu daha da arttı. Vücudundaki tüm acıya rağmen ayaklandı ve sendeleyerek koşmaya başladı. Titreyen bacağı, zaman zaman ilerlemesine engel olsa da koşmaya devam ediyordu. Bir de sürekli takip edilip edilmediğini kontrol etmeye..

Çığlık çığlığa girdiği hastanede bağırıp yardım istemeye başladı. Takibi imkânsız nefesler eşliğinde bitkin vücudundan çıkan seslerden anlaşılan tek şey kesik kesik çıkan “kocam” iniltileriydi. Hemen yanında beliren hemşirenin durumu anlaması için çok fazla çaba sarf etmesine gerek yoktu.

dfgdgdfgdfgTekerlekli sandalyeyle götürüldüğü odada, duvarlar daraldıkça daralıyor nefes almasını imkansız kılıyordu. Kalkıp duvarları itecek oldu ki tekrar boynuna saplanan ağrı hareket etmemesi gerektiği gerçeğini haykırdı. Bu sefer hastaneye giriş anına inat avazı çıktığı kadar “beni öldürecek!” diye bağırmaya başladı. Sırılsıklam olmuş vücuduna yapışan tişörtünü parçalamak istedi, biraz olsun nefes alabilmek için. Başaramadı…

Tonlarca ağırlığı kaldırmaya çalışarak araladığı göz kapaklarından, bir yerde yatıyor olduğunu fark etti. Hiç tanımadığı bilmediği ama soğukluğunu çok içten bir yerden bildiği bir hastane odasında… Neden bu halde olduğunu anlamadan kalkıp gidecek oldu. Koluna bağlı serumların ayaklanmasına izin vermediği anda, kapıdan yaşadığı tüm kötü anları unutturacak birisi girdi. Annesi… Annesinin gözlerinden şaşkınlık değil çaresizlik okunuyordu. O çaresizlik, gidip en derinine işledi ve kadın hiç beklemediği bir anda hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Bunca yorgun bedeninin bu kadar ağlamaya enerjisi var mıydı bilmiyordu ama saatlerce kafasını annesinin göğsüne yaslayıp ağladı.

Ağlamaya takati kalmadığında kafasını kaldırıp annesine baktı. Kendisinden daha yorgun gözükmesine anlam veremedi. Onca şiddet ve korku yaşamışken, annesinin bu yıkılmışlığını anlayamadı. Kendisinden daha yılgın gözükmesine içerledi. Annesinin gözünden bir damla yaş aktı, sustu, başını okşadı.

gdfgdfgdgrtSaatlerce, günlerce susmaksızın anlatmak istercesine başladı tek tek yaşananları anlatmaya. En çok da yüzüne yüzüne nasıl vurduğunu hatırlıyordu. Bir boynunun ağrısını kestiremiyordu. Belki bayılmadan önce düşüp bir yere vurmuştu. Öldü zannedip kaçması ondandı belki. Anlattıkça hırslanıyor sakinliği ve yorgunluğu yok oluyordu. Annesi ise, bildiği bir hikayeyi geri sarıp dinlermişçesine sakin, tepkisiz ama içi parçalanarak dinliyordu. Anlattıklarına bir tek yorum yapmadan… Annesi, kadının kendisini iyi hissetmesini bekledi ve sonra birden “hadi hazırlan gidelim artık,” dedi.   “Seni bir yere götüreceğim, birini ziyarete.” Kadın hiç hali olmadığını söyleyip mırın kırın etti ama annesi boşuna böyle bir şey teklif etmezdi çok iyi biliyordu. İstemeye istemeye yola koyuldu. Sağ bacağındaki ağrı yürümesini engelliyordu. Uzun uzun ara verip tekrar devam ediyorlardı. Kadın gidecekleri yere yaklaştıkça içindeki huzursuzluk arttı. Tanıdığı ama tanımlayamadığı bir duygu belirmeye başlıyordu içinde. Annesine içten içe sinirlenmeye başladı. Sebebini bilmiyordu ama içinde bir yerde nereye gittiklerini çok iyi biliyordu. Uzaklaşıp kaçmak istedi, görmemek… Annesi fark edip eline uzandı. Sımsıkı tutup birlikte yürümelerini sağladı. Kadın tekrar nefeslerini takip edemez oldu, bacaklarının gücü kesildi o mezarlığın kapısını gördüğünde…

nvbnölhjlh_1024x683Kadın dirense de annesi tüm şefkatiyle tuttuğu elini bırakmayıp ilerlemesini sağladı ve bir mezar taşının başına kadar taşıdı kadını. Kadın, mezar taşını gördüğünde hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Kocası, uzaklardan bir yerden onu izliyordu biliyordu. Annesi kadına döndü ve “kocan burada,” dedi. Yaşadıklarını kabullenmesinin çok zor olduğunu biliyordu. Bu anlamsız ayrılığa akıl erdiremediği için, geride hep iyi anılar kaldığı için kendine bir çıkış yolu bulmuştu, tek kurtuluşunun o olduğunu düşünüp… Geride bırakılmış hiç bir kötü anı yokken, bir insanı unutabilmenin imkansızlığını biliyordu. Onu unutabilmek için yeni birini yaratmıştı. Kendisini kocasının elleriyle öldürmeye çalışıyordu. Kocasının kötü birisi olduğuna inanmak, öldüğüne inanmaktan daha kolaydı onun için.

Annesi buradan çıktıklarında, tekrar her şeyin unutulacağını biliyordu. Gerçeklerden kaçıp kendi istediği hikayelerin yaratılacağını ve tekrar buraya gelip yapacakları konuşmaları… Elinden kızına sarılmaktan ve bir sonraki kriz anında yanında olabilmeyi dilemekten başka hiçbir şey gelmiyordu.

 

 

 

Yorumlar

yorum