Korkunun faydasızlığı sinmiş ceketime, çoraplarıma cam kırıkları doldurmuş, gözlerinden düşürdükleriyle. ‘‘Ben ne yapabilirdim ki’’ desem de sürekli, onun o bakışı yapılacak şeyleri uzun uzun listeliyordu adeta. Göz kapaklarına yalvarırdım her baktığında. Tanrım o benim, yakarışlarımın ağıtlarımın tek sahibi. Her baktığında tek ilahım, o kapanan kepenklerde gizliydi.

Bakışları; eline bir kalem, bir tuvalet kâğıdı alıp yazıyordu aralıksız yapmadıklarımı. Kalemi bazen duruyordu, dayanamıyordu. Devam etmek zor oluyordu ve gözleri bir noktayı eksik etmiyordu. Yazmak eylemi ilk defa beni rahatsız ediyordu. Ve yazdıkça yazamadıklarını görüyordum. O yazdıkça ben alfabeyi unutuyordum. Sonunda yazdı ve bitirdi. O ruloyu attı önüme. Bunlardan birini yapabilirdin ben bu hale düşmeden önce . ‘‘Şimdi al bu tuvalet kâğıdıyla o güzel yerlerini sil, çünkü sizin gibiler sadece oraya önem verir’’ diyordu. Bense dizlerimin üstünde ne yapacağımı bilemeden, geçmişin bir çocuk gibi kulağından tutup ‘‘neden’’ diye kızıyordum ama gözlerinde gördüğüm kendime bakıp lanetler okuyordum. Fermuarını arıyordu ruhum, şu bedeni çıkarıp atmanın yeri ve zamanı diye işe koyuluyordu. Tırnaklarımın arasındaki kanlı vücudumun parçaları durdurmuyordu beni. Yırtmaya çalışıyordum, o çocuğa bakıp bakıp kendimden kendimi çıkarmaya çalışıyordum; ama eller yetersiz, ruh bedenden daha çaresiz.

O çocuğa bakmamak için ruloyu okumak istiyordum. Yapmadığım her geçmişin üç geleceğimi götürmesini diliyordum . Rulo okudukça gözlerime lazım geliyor, mürekkepleri gözlerimi maviye buluyordu. Bense aldırmadan o mavinin beni bir deniz gibi boğmasını, beni bir kumdan kale gibi yıkmasını diliyordum. Ama olmadı. Denizlerde maviler çekildi. Onunla baş başa kaldık. Sular çekildiğinde enkazlar ortaya çıktı. Artık bitmişliğin öfkesi bütün arka fonda çalmaktaydı. İkimiz de bitirdik her şeyimizi karşılıklı, bir diken gibi durdukça battık her yerimize. Devam etmek lazımdı ama birinin sırtımıza vurup hadi kalkın demesi de…

writing_1024x752-sepiaHer bakışını bir iğne gibi tenime batırıp çaresizliğin dövmesini işliyordu sanki. Durdukça dövme daha da ağırlaşıyordu, acıdan soyunmak imkânsızdı artık.  Bu dövmelerle, temizlenmek de öyle… Ruhumun kirliliği damgalanmıştı. Suyla arama bir çaresizlik, bir acı, bir geçmiş koymuştu bu kadın. Kendi kendime sıkışıp kalmıştım artık. Nereye koşsam buram buram kendime çarpıyordum kayıtsız.

Kalkıp gitmeyi düşündüm bir ara, o kasvetin mesken tuttuğu hapishaneden kurtulmak iyi gelirdi bana. Ama her yere onun kokusu sinmişti. Burnuma demir atmış bu tuzlu koku beni sarhoş etmekle meşgulken, nereye gidebilirdim. Ayaklarım, ellerim bu kadının saçlarıyla kelepçeli, bütün kapılar bu kadının çığlıklarından sağır dilsiz , bütün tak taklarıma cevapsız, bütün yollar bu kadının ayak izlerine alışkın… ve bir o kadar yabancıya karşı.

Yollar karanlığa sevdalı çünkü güneşle ayı gören olmamış. Faili meçhul birinin avuçlarında saklanırlarmış. Sanki bir elinde güneş bir elinde ay, acısından sıkmış yumruklarını da bana bir karanlığı miras bırakmış. Kadın, arada avucundaki güneşi gözlerine sürdü, gözyaşlarını buharlaştırdı yakıcı güneşle. Kirpiklerini ayla taradı, bana koca bir kara delik bıraktı. Artık gitmeliydim şuradan çıkmanın bir yolu varsa onu sökmeliydim duvarlardan ve bir hoşçakal sığdırmalıydım, yapmadıklarımın öksüz gerekenlerine. 

Kalkmak için her ayağa kalktığımda bir ağırlık çöküyordu, kadın sanki oturduğu yerde beni arkamdan çekiyordu. ‘‘Bırak da gideyim, öldüm bari kendimi gömeyim’’ diyordum ama bakışları hiç oralı değildi . Bakışları azılı bir adalet terazisi, yapmadıklarıma karşılık benden aldıklarıyla dengelenemiyordu bir türlü. Sanki yapmadıklarımla ben azalmamışım gibi… Baktıkça bana soyunduğumu, katman katman eksildiğimi biliyordum. Çırılçıplak kaldığım bu kadının karşısında, bedenin bir öneminin olmadığı bir zamandı çünkü ruhlar gereğinden fazla günahkâr, çünkü duygular geceye fazla iktidar…

Kalkıp bir anda koştum bana kalanlarla. Bilinmezliğe, sadece koşmam gerektiğini bilerek koştum. Ama Tanrım onun göz kapağında kalmıştı, haritalarım onun avuçlarındaki çizgilerde saklıydı… Tek tanıdığıma, ezbere bildiğim her hatama sırtımı dönüp koştum. Sonsuza kadar koştum ama dünya yuvarlaktı, yine sonum ondaydı.

Yorumlar

yorum