Bir denge var derler.

“Bir insanın başına hep yapabileceği, altından kalkabileceği şeyler gelir,” diye.

Bende neden geçerli değil diye düşünüyorum bir süredir. Ya o bıçak sırtındayım ya da o çizgiyi biraz geçtim ya da bu denge beni kapsamıyor.

Neden çekiyoruz bu kadar çileyi? Yaşamak ve kendi istediklerini yapmak yerine, neden çalışmak için yaşayan köle halini alıyoruz?

Herkesin dilinde olup yapmaya bir türlü yeterli cesareti bulamadığı, çekip gitmek midir çaresi tüm bunların?

Çekip gitmenin de çeşitli yolları var.

Peki ya arkanda bırakmak her şeyi ve herkesi…

Cesaretten çok, bu kadar bencil olamadığımız için yapamıyoruz belki.

Peki ya ağlayamıyorsa? Bilmiyorsa ağlamayı. O yapabilenlerden duyduğu rahatlatıcı etkisi var mıdır gerçekten ağlamanın? Nasıl yapılır bu? Tarifi var mıdır?Merhaba-Ben-Kapitalizm_975x768

Elinden bir şey gelmemesi… Çaresizlikmiş adı. Dibi olmayan bir kuyu… Hep iyi tarafından bakmak mıdır “çaresizliğin” çaresi. Belki dipte biraz soğuk su vardır ve belki rahatlarım demek midir çocukça? Sahi bir zamanlar çocuktuk. Kimse bilmiyor o zamanların kıymetini. Her gün başka bir dünyaya uyanmak, hayal gücün hayalden çıkıp gerçekmiş gibi yaşamak, ağaçtan düşüp ayağını kırsan sadece tepedeki meyveyi yiyemediğine üzülmek…

Herkes masumdu o zaman. Herkesi kendimiz gibi düşünürdük. Saftık. Bir ara ne olduysa aniden değişti her şey. Kontrolden çıktı. Kötü diyebileceğimiz insanlarla tanıştık. Gerçekten var olduklarını öğrendik.

Her şeyi bilmek mi,  her şeyden habersiz olmak mı daha az acıtır insanın canını?

Gırtlağın yırtılana kadar bağırmak, elini kırana kadar duvarlara yumruk atmak yetmezse ne yapmalı. Böyle zamanlarda en doğrusu nedir? Ne yapmalıdır insan. Peki aklından geçenleri yapsa, kalabilir mi insan?

Yorumlar

yorum