maxresdefault_1024x576Dünyanın en güzel hislerinden birisi… Haksızlığa, zulme karşı isyan. Aşk gibi, nefes gibi bir şey. İnsan insan olalı bir günü geçtiyse isyan etmeden, gelin beni bulun, yapışın yakama. Hayat isyan üstüne döner, sevdalar isyandır şu tekdüze hayatlarımıza, bulutlar da isyan eder yağmur olurlar, nehirlere dönüşür de çağlayarak uçurumdan düşer, yeryüzünü oyarlar.

Damla damla birikir işte bazı şeyler insanda. Ahh, kahrolsun o “bağzı şeyler”! Gezi Parkı’nın çıkış sebebi 2-3 ağaç diyenler oldu ülkemizde. Ama umutluyum kendimce, hani fakiriz ya, umutlanırız işte. Anlaşılacak bir gün diye. Bir yudum nefes için insanlar yaşamlarını verir diye. Ömürler adanır, kafalar gözler kan içinde kalır, yarılır, canlar gider ıssız sokakların cılız turuncu ışıkları altında kim vurduya. Unutulur mu hiç “bağzı” şeyler?

maxresdefault (1)_1024x576Ben İstanbul’dan Ankara’ya ve yurdumuza yayılan direniş günlerini ülkemin sokaklarında yaşayamadım belki. Beynim her bir sokaktaki direnişi yaşadı. Maskesiyle keman çalanı, Taksim’in ortasına getirip siyah-beyaz tuşlarına özgürlüğün sesinin verildiği piyanoyu çalanları dinleyince müthiş bir enerjiyle dolduğumu hissettim. Sabaha karşı Boğaz Köprüsü’nden geçenlerin haberini de alınca artık kendimi o köprüye uçup gitmek isterken bulduğumu hatırlarım hep. Şu habere bakın mesela:

“Taksim Gezi Parkı eyleminin 4’üncü gününde çatışmalar sabah saat 05:00’den bu yana sürüyor. Polisin coplarına, gaz bombalarına karşı yurttaşlar can siperane karşı duruyor. Saatlerdir süren eylem akşam saatlerinde daha da kitleselleşti. Onbinler Taksim’i kuşattı. Dayanışma ise çığ gibi büyüyor. Haber akışının kesilmesi için 3G’leri kapattıran hükümete yanıt Taksim esnafından geldi. Esnaf wireless ağlarının şifrelerini kaldırıyor, ya da yayınlıyor. Halk ise direnenlere limon, süt, sirke dağıtıyor. Evlerine alıyor… Direnişe destek İstanbul’un dört bir yanından. Halk yürüyerek köprüyü geçti.”  

(Yurt Gazetesi-31 Mayıs 2013, 13:37)

Bu haber ve niceleri (penguenler dahil!) ülkemizde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde, Anadolu’yu Avrupa’ya bağlayan köprü üzerinde ellerinde bayraklarla yürüyenleri yazdı, duyurdu hepimize ve dünyaya. Köprülerimizin belki de Avrupa tarafından en çok (ve gerçek anlamda) kıskanıldığı anlardı, buna eminim.

34_1024x768Taşına bakıp bakıp gözlerimizden yaşlar akıttığımız başkentimiz Ankara’daki durumda ise, o güzelim yıllarımın geçtiği Meşrutiyet caddesinde TOMA’ların halkın üstüne sürülüşünü görüşüm; artık işe yaramayan maskesini çıkartıp yüzünü gözünü süte ve limona bulamış, nefes nefese kalmış abimizin telefonuyla internet yayını yapan gence anlattıklarını dinleyişim; kapısının önündeki buluşmalarımla, içerisinin kitap kokusuyla huzur bulduğum Dost Kitabevi’nin önünde bir eli cebinde artist artist tek eliyle biber gazı tüfeğini insanlara doğrultup ateş edince seken kovanı tekmeleyerek uzaklaştırmaya çalışan “kahraman” polisimizin çaresizliğine acı acı gülüşüm; Tunalı’nın Kuğulu Parkı’nda el çırpa çırpa zıplayan güzel kalabalıkların orantısız zekâlarını izleyişim; “çapulcular”ın doğaya ve insanlara verdikleri değer sebebiyle yerlerden usanmadan topladıkları boş biber gazı kovanlarının teneke seslerinin yankılarını iliklerime kadar duyuşum hele… İşte haklı isyan duygusu böyledir, iliklerine işler insanın. Boşuna denmemiştir “Zulüm varsa isyan haktır!” diye!… Ağzında düdüğüyle kadın, bir eliyle bayrağı tutan diğer eliyle gözünü ovalayan erkek, tekerlekli sandalyesinde tencere tava çalan nine, gözleri limonlu ağzı 5 lt’lik su şişesinden bozma maskesiyle genç kızlar, erkekler; sol yumruk, bozkurt, zafer işaretlerinin, BJK, GS ve FB formalarının yan yana dizilişi…

Acılı, çok acılı süreçlerden geçiyoruz belki, belki şu son yıllarda yaşadığımız birçok şeyi hiç unutamayacağız çoğumuz ömrümüz boyunca. Karşımıza dikilmesiyle tehdit yediğimiz şu “evlerinde zor tutulan milyonlar” da bir gün anlarlar mı dersiniz mücadelemizi, direnişimizi? Hepimiz bir gün “İnsan insan derler idi, insan nedir şimdi bildim… Can can deyu söylerlerdi, ben can nedir şimdi bildim..” der miyiz?

Hani umut etmektir, fakirin ekmeğidir belki ama nice saray, sultan sofralarını devirir kırıntısı.

Taksim Gezi Parkı Direnişi o kırıntılardan birisiydi işte.

O yüzden, haykıra haykıra:

“Duyuyor musun bizi? İşte bu halkın öfkesi!

Olmayacak hiçbir zaman bir başkasının kölesi!

Sanki kalp atışları karışıyor davullara!

Yürüyoruz gururla yeni bir yarına!

Sen de gel katıl bize, diren bütün bu baskıya!

Durur koca dünya barikatın arkasında!

Sen de özgürlüğün için diren omuz omuza!

Duyuyor musun bizi?!

İşte çapulcunun sesi!

Olmayacak hiçbir zaman bir başkasının kölesi!

Sanki kalp atışları karışıyor davullara!

Yürüyoruz gururla yeni bir yarına!! Yarınlara!!”

“Her Yer Taksim! Her Yer Direniş!”

Gezi animasyonunu izlemek isteyenler aşağıda bulabilirler.

 

Yorumlar

yorum