Hayat… Bunu yazıp uzunca bir süre ona baktım. Anlatması zor çünkü kimsenin hayatı anlayarak öldüğünü zannetmiyorum. Yaşlı çok yaşlı bilgelerin bile anlamadıkları bir şeyler vardı bence. Sanki bir kaç sevimli yıl daha yaşayabilselerdi anlayacaklardı. Hem ne vardı ki bunda garipsenecek, sadece kemikleri daha çok ağrıyacak belki prostatı daha fazla sıkıştıracaktı ama o hayatın tözünü almış olarak gidiverecekti. Ama olamadı.

Hayat bir sabun köpüğü misali. Köpürdüğü zaman kabarık, çok, önemli, işlevli, kısa. Fakat suyu açtığın zaman suya kapılıp yitip giden bir tortu. Hayat da öyle, bittiğinde geriye sadece bir posa kalıyor. Neden buraya fırlatıldık, kim için ya da burada ne yapmamız lazım bilemiyorum. Ama bazen durup bir sigara içip uzaktan yaşadığım hayata baktığımda bu şey çok komik geliyor. Amaçlar, çalışmalar, yorgunluklar, varılamayan hedeflerin buruk üzüntüsü, ayrılıklar, aşklar, dostluklar ve hepinizin çok iyi  bildiği diğer saçma şeyler.

An-article-of-life_1024x640Bence aslında hayata çok da anlam yüklememek lazım. Hayat koşup yorulduktan sonra kana kana içtiğin bir bardak soğuk sudur, annenin dün giydiği bluzda kalan kokudur, bir anlıktır o koku bir daha koklamak istesen alamazsın. Rakını yudumlarken tam da efkârının ayyuka çıktığı o anda radyoda tesadüfen Müslüm Gürses  çalmasıdır. İşte tesadüf değildir aslında, o hayattır. Hayatın iyi günüdür belki sağından kalkmıştır ve sana ufak bir kıyak geçmiştir.  Bir karıncanın yuvasıdır hayat. Bir damla gözyaşı, biraz bitter çikolata belki biraz da portakal kokusu.

Yani dostlar hayat  an’dır, anlık’tır. Bir saniye de saklıdır. O an’ı yakalayabildiğinizde ona dokunun, koklayın, öpün ve sonra vedalaşın çünkü pek kalıcı değildir.

Yorumlar

yorum