“Hayâllerinin peşinden koş!”

Ne kadar aşina olduğumuz bir söylem. Hemen hemen her insanın hayatının bir bölümünde bu cümle geçiyor: “Hayâllerinin peşinden koş!”

Peki kimin hayâlleriydi bunlar?

Bizim iyiliğimizi düşünen ve geleceğimiz için canla başla çalışan o kadar çok insan varken çevremizde, tabii ki bizim hayâllerimiz olamaz. Onlar bizim için en iyi kararı verenlerdir. Onlar varken hayâl etmek de ne demek?! Onlar sana kurman gereken hayâli söyleyenlerdir. Bizler hep başkaları uğruna hayâllerimizden vazgeçtik. Bizim olmayan hayâllerin peşinden koşarken çok yıprandık. Kimilerimiz doktor, mühendis veya avukat oldu. Kimilerimiz de işçi, garson, esnaf oldu. Ve aslında hepsi kaybeden taraf oldu. Kimileri içindeki müzisyeni öldürdü, kimileri sahneye adım bile atamadan tiyatro aşkını… İçindeki ressamı terk edenlerden bahsetmiyorum bile! Tıpkı soğukkanlı bir katil gibi vurduk, parçaladık ve öldürdük hayâllerimizi. Hem de sahte bir gelecek kurabilmek için kendimize. Sahteleştik, başkalaştık. Bizim oğlan X üniversitesini kazandı, benim kız bilmem hangi üniversiteyi bitirdi. Bizim yeğen doktor çıkıyor bu sene.

Anlamsız övgülerdi, istediğimiz hayatlara göre…

X,Y,Z TV programlarında başkalarının hayranları olduk hep. Onlar yeteneklerini sergilerken bizler hep seyirci olduk. Alkışlayan olduk, pür dikkat izledik. Hatta yanımızda konuşan varsa televizyonun sesini sonuna kadar dayadık. Onlar hayâllerinin peşinden koşanlardı, onlar bizim yapamadıklarımızı yapanlardı. Onlar hayâllerine sahip çıkanlar, gerçek mutlu olanlardı. Onlar bizim öldürdüğümüz benliğimizi temsil eden mitolojik kahramanlarımızdı ve biz onların hep hayranları olduk. Alkışladık, alkışladık ve alkışladık! Çünkü asıl övgüyü hak edenler yine onlardı!

Bizlerse sadece başkalarının hayâlleri uğruna benliğini kaybetmiş hayâl-et adamlardık…

Yorumlar

yorum