Mutsuzluklar kapımı çalıyordu, evde yokmuş numarası yaptım. Oyunculuğum o kadar iyiydi ki bir ara kendime kandım. Bir tek ben kanmışım. Onlara inandıramamışım. Soğuk bir kış günü kapının arkasında ağlarken uyumuşum. Sürekli hayata isyan etmekten yorulmuşum. Kalktığımda sabah olacağına akşam olmuş yine bana. Siyahında boğulmuşum. Ay gizlenmiş bulutuna, gökyüzü küsmüş yıldıza. Bir başka karanlık bu gece, aferin Tanrı’ya. Dışarı çıkmak istiyor canım. Benim için yapılmış bu akşamı doyasıya kutlamak boynumun borcu artık. Kapıyı kapatmıyorum, kendiliğinden kapanıyor. Arsızca tükürüyor sanki ev beni dışarıya. Merdivenlerden inerken ayaklarım takılıyor birbirine, yürümeyi unutuyorum yürüdükçe. Sevdikçe yalnız kalmakla doğru orantılı bu olay beni acı acı gülümsetiyor. Yolda birkaç güzel yüz görüyorum. Ceplerime gidiyor elim, verecek sevgi bulamıyorum. Ellerimde ufacık kırıntılar ile dışarı çıkıyor parmaklarım. Kırıntılar özgürlüklerine kavuşarak atlıyorlar parmaklarımdan. Geçtiğim sokak arasında bir şarkı sözlerini tamamlamış, sahneyi gitara bırakıyor. Birkaç piyano tuşuna sarılıyor notalar sonra. Bir karaltı duruyor ayakkabılarımda. Önceden planlanmışçasına şaşırmıyorlar birbirlerini gördüklerine. Kafam gölgenin gözlerini görmek istiyor. Kaldırıyorum. Bu gölge gülebiliyor. Gülümsüyor ve kalbim sıkışıyor kafesine göğsümün. Göğsüm bilse kilidini açmayı, Uçacaklar. Nefesinin güzelliği gözlüğüme çarpıyor. Gözlüklerim buğulanıyor. Bana ilham veren adını unuttuğum şarkı mırıldanıyor kendisini duvarlara. Kollarımı açıyorum, kucaklayasım geliyor. Elini durmamı söylercesine kaldırıyor gölge. Avcunu açıyor sonra. Sevgi kırıntısına bile razı parmakları acıkmış kuş yavrusu gibi çırpınıyor. Ellerimde sadece kelimeler var. Gözlerimden en güzel şiirler damlayacak tutmasam, avuçlarına gölgenin. Ama sevgi kırıntılarım yok. Çok güzel bakıyor bana gölge. Tarifini bilsem, yeniden yarattırır bana sevgiyi. Tarifini bilsem, bırak kırıntıyı şark sofrasını kurarım gönlüme. Bir yabancı gibi bakmaya başladı sanki. Anladı galiba fakirliğimi. Elini kalbime uzatsa okumayı yeni söken çocuk gibi zıplar elinde kalbim. Ama uzatmıyor. Bakışlarında birileri intihar ediyor. Tutmak için diz çöküyorum yere. Kaybettiği ne varsa birlikte buna içmeliyiz çünkü. Çirkin dünyada bize kalan ne varsa kabullendiğimiz gibi. Onu da kabullenmek istiyorum. Dertlerimi kucağına yastık yapıp kafamı koymak istiyorum. Üzüntümü göğsüne akıtsam ama katlanamazmış gibi bakmasan olmaz mı Gölge? Bu suskunluk insanı şair de eder sarhoş da. Ama ben şiir olmayı seçiyorum. İki satır arasında saklanıyorum. Beni bulacağına eminim. Belki de okumayı bilmiyor. Şimdi uyuyacağım ve beni o uyandıracak diye düşünürken uyuyakalıyorum. Uyandığımda evimdeki yatakta olduğumu görüyorum.

Bilmem kaç sene geçmiş, ama ilk günkü kadar yorgunmuşum. Gölgenin şiirliğinde işe başlamışken yaşlanıyormuşum. Uzun süredir kimse dokunmamışken kapıma, bir tıkırtı duyuyorum. Koşarken takılıyorum hayatın çemberine. Düşüyorum. Öyle bir düşüş ki, gezegenlikten çıkarılan Plüton gibi karanlığa gömülüyorum. Ben kendime elbet geleceğim ama beni sana da sen getirsen olmaz mı Gölge?

Öyküm DENİZ

Yorumlar

yorum