“Bugünden sonra divanda dergâhta, mecliste bargâhta Türkçeden başka bir dil kullanılmaya”
Karamanoğlu Mehmet Bey
13 Mayıs 1277

turkce_989x768Dil, insanların birbirleriyle iletişim kurmaları, anlaşıp kaynaşmaları ve uyum içinde yaşamaları için gereksinim duyulan en önemli iletişim aracıdır. Dil, kendisini kullanan bir toplumun yaşayışını, kültürünü, dünyaya bakış açısını, tarih sürecinde kat ettiği yolculuğu ve başka toplumlarla olan diyalogunun yansıtıcısıdır. Bir başka deyişle dil, bir milletin kâinatı anlama ve anlatma şeklidir. Dil bir toplumun aynası, kimliği ve en yalın izdüşümüdür.

Bir toplumun milli kültürünün gelecek kuşaklara aktarılmasında ve yayılmasında en büyük vazifelerden birisini o toplumun dili üstlenmektedir. Dil, bunun yanında toplumun milli duyguların gelişiminde ve kültürel değerlerin muhafaza edilmesinde büyük bir rol oynar. Dil öyle bir varlıktır ki, yaşayandır. Etkendir, edilgendir. İnsanların duygu ve düşüncelerini birbirlerine anlatmasına yarayan, insanlar arasında iletişimi ve anlaşmayı sağlayan en etkili araç dildir. Dilin en büyük vasıflarından birisi de insan topluluklarını millet yapması ve bu milletlerin kültür taşıyıcılığını üstlenmesidir. Kültürel bir birikim ancak ve ancak dil vasıtası ile gelecek kuşaklara aktarılır. İnsanlık tarihinde insanlığın doğuşundan itibaren yeryüzünde farklı dilleri konuşan birçok millet ortaya çıkmış, dilinin kıymetini bilmeyen ve onu yeteri kadar koruyamayan milletler tarih sahnesinden silinmek zorunda kalmıştır. Birçok millet, kültür ve dil gibi yönlerden zayıf kaldıkları demlerde düşman toplumlardan baskı görmüşler çoğu zaman bu zaaflarıyla hezimete uğramıştır. Mağlup edilmesi zor gözüken milletler kültürleri ve dilleri çeşitli yöntemlerle yok edilmeye çalışılarak çökertilmek istenmiştir. Şu bir gerçektir ki milletlerin devamlılığı, kültür değerlerinin, kültürel mirasın gelecek kuşaklara aktarılmasıyla doğru orantılıdır. Dil yalnızca kültürel varlığın değil millî varlığın da temelidir. Dil varsa kültür vardır, kültür dil ile geleceğe aktarılır ve millî varlığın devamı sağlanır. Bir milletin dili, o millete ait kültürün ve millî varlığın temelidir aynı zamanda somut olmayan kültür bir mirasın da en önemli parçasıdır, taşıyıcısıdır. Bu temel ilkeler doğrultusunda insanlar kendilerini gerçek anlamda insan kılan maddî ve teknik bilgilerin farkına varmalı, şeklin yanında özün, rûhun ve mananın da değerini bilmelidir.

business1_1024x657Her milletin, her ulusun kendisine özgü bir ortak sesi, hayat döngüsüne ve bu döngü içerisindeki olaylara ortak tepkisi vardır. Her toplumun olayları anlatma kalıbı değişiklik göstermektedir. İşte dil de bu unsurlardan müteşekkildir. Toplumlar arasındaki bu fark toplumları birbirinden ayırır, her millet kendi farkını diliyle ortaya koyar. Bir milleti millet yapan o milletin dilidir. Dil bir milletin bel kemiği, ses bayrağıdır. Toplumların bağımsızlığı o milletin dilinin varlığına ve bağımsızlığına bağlıdır.

Tarih sürecine şöyle bir göz atıldığında ulus bilinci gelişmemiş toplulukların
yayılmacılığı amaç edinen toplumların egemenlikleri altına kolayca alınabildiği net olarak görülmektedir. Ulus bilincinin temelinde de dil kavramı yatmaktadır. Buradan da anlaşılacağı üzere bir ülkenin kültürünün bozulmaması, dilinin gelişebilmesi ve zenginleşebilmesi için, o toplumda dil bilincinin geliştirilmesi gerekir. Bu konuda eğitim kurumlarına büyük sorumluluklar düştüğü gibi aydınlara ve sivil toplum örgütlerine de ihtiyaç duyulmaktadır.turkce_by_spraycan2-d1mm20n_1024x512Dil bilinci gelişmeyen toplumlarda bozulmaların ve çözülmelerin olması kaçınılmazdır. Zira dil toplumdaki sosyal akrabalık bağının temelini teşkil eder. Yaşayan bir varlık olan dil, geçmişten geleceğe aktarılma sürecinde ses, biçim ve anlam bakımından değişikliklere uğrar. Her topluluk içerisinde bulunduğu zaman diliminde konuşulan ve yazılan dile mutlak suretle olumlu veya olumsuz etkide bulunur. Ancak toplumları bu etkisi yoğunluğa ulaştığı zaman dilin iç ve dış yapısı zorlanmaya başlar. Köklü bir geçmişe sahip olan dilimiz de Türklerin tarih sürecinde değişik toplumlarla iç içe yaşamasına bağlı olarak etki altına girmiştir. Birlikte yaşayan toplumların birbirinden etkilenmeleri, sözcük alışverişinde bulunmaları, dil üzerinde ağır etkiler bırakmıştır.

Dil hızla gelişen teknoloji ve sanayinin de etkisi altında kalmış, birçok terim dil ve kelime dilin sınırlarını zorlamaya başlamıştır. Üretilen her bir ürün için kullanılan isimler kimi zaman dilin yapısına ters düşmekte, anlam karmaşası ortaya çıkarmakta ve dilin kurallarını ihlal etmektedir. Toplum olarak herkes gibi bizler de gelişime, teknolojiye ayak uydurmak zorundayız. Ancak bu zorunluluk bizlere bağımsızlığımızın sembolü olan dilimizi yozlaştırma hakkı vermez. İnanan, düşünen, üreten ve aydın bir insan olarak dil konusunda kendimize mutlak bir sorumluluk tanımalı ve bu sorumluluk kapsamında hareket etmeliyiz. Bu konuda birey işe öncelikle kendisinden başlamalıdır. Dilimizi konuşurken ve yazarken bu dilin kurallarına göre mi konuşuyorum, kurallarına göre mi yazıyorum, neresinde yanlış yapıyorum diyerek kendimizi sorgulamalıyız. Türkçe karşılığı olduğu halde yabancı bir kelimeyi kullanmak günümüzde sık karşılaştığımız tutumlardan birisidir. Görsel ve yazılı basındaki program isimleri, işyerlerin tabelalarındaki isimlerin büyük çoğunluğu dilimizi ve kültürümüzü yansıtmamaktadır. Bu tür tercihler ve yaklaşımlar dilimizin gelişimini engellemektedir. Bu şekilde davranan bireyler bilerek veya bilmeyerek bir şekilde dilimize kötülük etmektedirler.turk_e_654x244_1024x382Dilin yapısına ve işleyişine aykırı olan kelimelerin kullanılması cümlede anlam bozukluğuna da sebebiyet vermektedir. Dil duyarlılığı ve dil bilinci bakımından görülen eksikler, Türkçenin geleceği için ciddi bir tehlikedir dilimizin sözlü ve yazılı kullanımında çok sayıda yanlış yapılmaktadır. Duyarlı ve bilinçli bireyler olarak dilimizin doğal akışı içerisinde gelişmesini sağlamalı, dilimizi olumsuz dış etkilerden korumalıyız. Soylu bir geçmişe sahip Türkçemizin geliştirilmesi ve söz varlığının zenginleştirilmesi toplumsal bir dil bilincinin oluşturulmasın ve bu bilincin devamlılığının sağlanması şarttır. Dilde zorlama ile hiçbir şey yapılamayacağından yola çıkılarak özendirici ve ödüllendirici yollara da başvurulması gerekmektedir. Bu konuda görsel ve basılı yayınlara, kurum ve kuruluşlara çok büyük görevler düşmektedir. Toplumda doğru ve güzel konuşma özendirilmelidir. İnsanlarımıza özellikle doğru konuşma, düzgün yazma, duygu ve düşüncelerini pürüzsüz anlatma becerisi kazandırma konusuna özenle eğilmek zorundayız. Üzerinde titizlikle durduğumuz, gelişmesine ve yarınlara en yalın haliyle aktarılmasına yardımcı olduğumuz dil de yaşamımız üzerinde olumlu etkileri ile bizlere yardımcı olmaktadır. İnsanın yaşamında ve kişiliğinin gelişmesinde ana dilin çok önemli bir yeri vardır. Dili etkin ve verimli bir şekilde kullanabilen kişiler genellikle daha sağlıklı ilişki kurarlar, hayatta daha başarılı olurlar. Kişiler hayatı, var olma sebebini, dünyayı en sağlıklı biçimde kendi dilleriyle kavrayabilir anlayabilir. Anlatmak istediğini en güzel ve en net kendi diliyle dile getirebilir. Elbette günümüzde yabancı bir dili öğrenmenin önemi çok büyüktür. Yabancı dil hayranlığı ile yabancı sözcük etkisinden kurtulmak, yabancı dil öğretimiyle yabancı dilde eğitimi kesinlikle birbirine karıştırmamak gerekmektedir. Zira yabancı dilin araç olarak değil de amaç olarak görülmesi dilimiz için büyük bir sıkıntı yaratmaktadır. Dil ihmale gelecek bir varlık değildir. İnsan kendi dilinden utanmamalı ve dilini küçümsememelidir. Bu tavır insanın gerek kendisine, gerekse kimliğine, toplumuna yapabileceği en büyük ihanetlerden birisidir. Kendi dilini sevmeyen ve kendi kültürünü dışlayan bir birey varlık sebebini henüz kavrayamamış ve tanıyamamıştır.

Turkce Kullanimi ile ilgili Resimler 5_1024x683Özünden sözünden dilinden utanmayan, aksine bunlarla onurlanan bir millet olarak Türkçeyi bilim dili olarak da kullanabilmeli, bu konuda dilimizi yetersiz görenlere cevabımızı dilimizin güzelliklerini ve işlevini kullanarak net bir şekilde verebilmeliyiz. Türkçenin bilim dili olmadığı görüşüne karşı çıkmak, sözcük ve terim üretimine hız vermek, nitelikli ve yeterli sayıda öğretmen yetiştirmek, Türkçemizin varlığını sürdürebilmesi için büyük önem taşımaktadır. Türkçemizin bağımsız bir dil olarak yaşamasını, gelişip zenginleşmesini dileyen bireyler olarak ses bayrağımızın bayraktarı olmalıyız. Türkçemizin bağımsız bir dil olarak yaşaması, varlığını sürdürebilmesi için ana dili konusunda bireysel ve toplumsal duyarlılık kaçınılmazdır. Ana dilimize karşı her türlü özensiz davranışı ve yanlış kullanımları alışkanlık haline getirmekten kaçınmak gerekmektedir.dünya-türkçe-konuşuyor-darısı-istanbul-un-başına_295452_1024x735 Çocuklarımızın yabancı sözcüklere düşkün olacak şekilde yetişmelerinin önüne geçilmeli, bu konuda onlara ilk olumlu örneği bir ebeveyn olarak kendimiz teşkil etmeliyiz. Gelişmiş ülkelerde ana dil eğitimine çok büyük önem verilmesinin nedeni ana dil ile kişilik gelişiminin arasında yakınlık olmasıdır. Bizler de bundan yola çıkarak çocuklarımıza küçük yaşta dil sevgisi, dil bilinci aşılamalı, okuma alışkanlığı kazandırmalıyız. Çocuklarımıza okuma alışkanlığı kazandırırken kuru anlatımlardan kaçınmalı okuma zevkini geliştiren yenilikçi yaklaşımları denemeliyiz. Okuma alışkanlığı kazandıramadığımız çocuklarımızda dil gelişiminin de üst düzeyde olmasını doğal olarak bekleyemeyiz. Temel görevimiz, çocuklarımızı ve gençlerimizi, düşünen, eleştiren ve düşüncelerini iyi ifade edebilen bireyler olarak yetiştirmektir. Öğrencinin kendi dilini ikinci sınıf, yetersiz bir iletişim aracı olarak görmesi çok tehlikeli bir durumdur. Bu durum dilimizin geleceği için çok ciddi bir tehlikedir.

Dilde yozlaşmanın dezavantajlarından en az zararla kurtulabilmek için bireylerden başlayıp devletin her kademesinde, sivil kuruluşların da katılımı ile çok iyi planlama yapılmalı, etkin ve doğru kararlar alınmalı ve titizlikle uygulanmalıdır. Aynı zamanda biz bireylere de büyük ödev ve sorumluluklar da düşmektedir. Dilini kültürünü milli değerlerini benimseyen ve seven, toprağını ülkesini havasını ve suyunu seven ve bu değerlerin gelecek nesillere sağlıklı
sağlam bir şekilde ulaşması için çaba sarf eden kişilerin safında olmalıyız. Yozlaşma ne kadar acımasız ve güçlü bir yaratık olsa da onu alt edebilecek tek şey irademiz birliğimiz ve kimliğimiz olacaktır. Dünyanın bu yeni düzeninde sadece ülkemizde değil, Avrupa’ da ve dünyada kendimiz ve ülkemiz için sağlam bir yer edinmenin yolları araştırmalıyız. Önceliklerimizi doğru olarak sıralayarak, içte yaşanan sorunlarımızı etkin olarak çözebilirsek, dışta ise yenidünya düzeni içinde hak ettiğimiz yeri alabilirsek dilde yozlaşma kavramının bize yapabileceği hiçbir şey yoktur artık.

Bizler ortak değerlerimiz olan dilimizin, bayrağımızın etrafında pervane olup dönen, mazide birlikte yaşamış, bundan sonra da beraber yaşama arzusun içerisinde olan şerefli bir toplumun fertleriyiz. Bu bilinç ve idrak ile soylu bir miras olan kutlu bir değer olarak addedilen dilimizin savunucuları olmalıyız. Varlığımızı daha kudretli kılmak ve sarsılmaz temeller üzerine inşa etmek için dilimiz ve dil bilincimiz her zaman mihmandarımız olmalıdır.

Ülkemizi, Ulu Önder Atatürk’ü, bayrağımızı hürriyetimizi manevi değerlerimizi gerçekten seviyorsak dil bilinci ilkesiyle yola çıkıp toplumun dinamiti olan gençlerin dil bilinci ve duyarlılığı ile yetiştirilmesi kurtuluşumuz olacaktır. Çocuklarımızı ve gençlerimizi dillerine sahip bireyler olarak yetiştirmek zorundayız. Bu bilinç ve duyarlılık evlatlarımızın hayatına eklenen bir mecburiyetler zinciri olarak değil, ilk günden itibaren hayatının ayrılmaz birer parçası olarak verebilmemizle devam edecektir. Ardından dil sevgisi en yalın en doğal haliyle yüreklere işlenmelidir. Yapılması gereken tek şey çocuklarımızı gençlerimizi ve kendimizi kaybettiğimiz değerlerle yeniden buluşturmaktır.

Kusursuz içten ve yalın bir dili kendimize mihmandar edinmeliyiz. Türkçen. Konuşma dili olarak şarkı türkü söyler gibi. Yazı dili olarak hatasız kullanabildiğimiz. Sanat dili olarak, güzelliğine güzellikler katabildiğimiz. Bilim dili olarak, gelişmesine baş koyabildiğimiz. Aşktan sayabildiğimiz.

                                                                                                 İbrahim ŞAŞMA

Yorumlar

yorum