Ecnebi kanallarda nasıl ki metrekareye sürüsüne bereket belgesel ve vampir dizileri düşüyorsa, bizde de mebzul miktarda evlilik/izdivaç içerikli programlar yer kaplıyor. Sanırım en televizyonsuz yaşayanlarımız bile, birkaç tanesine şöyle bir bakıp geçmiştir. Çünkü günün neredeyse hemen her saatinde, diyelim rastgele bir kanalda, birbirinden elektrik alan, elektriği kesilen, aşık olan, nefret eden, hakaretler yağdıran, inkar eden ve bağışlayan, üstelik tüm bunları çok kısa bir sürede başarabilen insanlar görmek mümkün. Kurnaz yapımcılar, halkımızın ”çiftleşme ritüelleri”ni pazarlamaya ve dahası teşhir etmeye epey iştahlı anlaşılan; sadece evde pinekleyen, üstündeki pijama ikinci teni olmuş, kendisine tek aksiyon olarak elde kumanda kanal kanal gezinmeyi biçmiş miskinlere hitap etmiyorlar. İster önünüzde dağ gibi birikmiş işler olsun, isterse başınızı kaşıyamayacak kadar dar vaktiniz, ofiste ya da öylesine uğradığınız bir yerde açık kalmış bir televizyondan mecburen izleyicisi ve tanığı oluyorsunuz çıkmaz ilişkiler sirkinin. Yalnızca reyting kaygısı yüzünden, her anı abartıya ve yapmacıklığa gebe, bazen gülünç bazen utanç verici olabilen bir gösteri değil tanık olduğumuz. Aynı zamanda, romantik ilişkiler kültürel kodlara göre nasıl yaşanmalıdır (stüdyodaki kültür ataşesi teyzeler duruma sürekli el koyuyorlar çünkü), hangi durumlarda ne tür savunmalar yapmak daha münasiptir, ilişkilerde egoyu kat kat gizlemenin yolları nelerdir gibi soruları gizliden gizliye yanıtlayan, bir çeşit ”kamuya açık mutluluk formülü” de bana kalırsa. Her adayın sosyal medya üzerinden ”fan” kitlesi edindiği, kendi fanatiklerini ve hasımlarını oluşturduğu, orkestraya uyumu gözetmeden eline mikrofonu geçirip güzelim şarkıları katlettiği bu programlar, sıradan insanın, sadece gazetelerin üçüncü sayfalarında kalmaya gönül indirmeyip kendisini ”izlenebilir” duruma getirmesi aslında. Öte yandan, hiç yeri değilken ve zaten gereği de yokken namus ve şeref üzerine edilen koca koca yeminler, en ufak bir atak karşısında ”karakterli olmak” ve dürüstlük üzerine başlayan, herkesin bir diğerini ”yetmiş milyona oynamak”la itham ettiği kısır tartışmalar, belki daha çok bu zamanda palazlanan bir iletişim şeklinin işaretleri gibi geliyor bana. Görünürde öyle olup özünde hiçbir iletişime geçit vermeyen, anlama ve anlaşmaya ilişkin tüm ağları, zırvalıklarla tıkama durumu. Devlet dairelerinde filan saatlerce kuyrukta bekleyip hiçbir işini görememek gibi. Bazen de en basit, en olası şeyleri bile yoluna koyabilmek için normalden fazla çabalamanız, dil dökmeniz gerekebiliyor.

1360594255209.cached_1024x682Sosyal ilişkiler hakiki anlamda bir iletişimsizliğin, yanlış anlaşılmaların, itiş kakışın dahilinde yürüyor artık. Ya da şöyle diyelim, hata yapmayı ve haksız çıkmayı öcüleştiren, insanı, en alakasız olduğu konularda dahi ahkam ve poz kesmeye koşullamış bir çürütülemezliğin esaretinde, içinden çıkılmaz hale geliyor.

Zira siz istediğiniz kadar temiz ve dolaysız bir iletişimin üzerine titreyin; karşıdaki, ”çürütülemez” baskılı tişörtünü çoktan üzerine geçirmiştir. Artık onun topraklarındasınızdır. Çürütülemez kişi, fena halde sıkıldığınızı, ilgisiz olabileceğinizi ya da vaktinizden çaldığını düşünmeye dahi tenezzül etmeyip bütün bir ”çürütülemezlik arazisi”ni gözlerinizin önünde boydan boya arşınlayacak, hiçbir gerçekliği olmayan tonlarca şey anlatıp kafa ütüleyecek ve üstelik bunu her defasında hareketlerine bir gösteri havası katarak, çocuksu bir hevesle ve umursamazlıkla yapacaktır. Tekrar orta yolu bulmaya, ilişkinizi içine girdiği yarıştan çıkarmaya dair her çabanız, sadece birer çaba olmaktan öteye gitmez; sövgüler, kafanızda evirip çevirdiğiniz cümleler aynen boğazınıza dizilmiş vaziyette, öylece kalakalırsınız.Ya da ne yaparsak yapalım asla çürümeyenler ve çürümeyecek olanlar, sadece kısmet programlarında değil; çoklukla evimizde, yanı başımızda, hayatlarımızın göbeğinde ellerinde mikrofon, her şeyin kafasını gözünü yara yara ve hiçbir şeyi umursamadan tek kişilik oyunlarını ısrarla sürdürecekler. İçimizi çürüterek.

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

yorum