Belki de yıllardır en büyük dilemmam “iyi olma” hali… Bir türlü iyi olup olmayacağımıza karar veremeyeceğimiz kadar karanlık günlere sürüklenirken, “İyi olmayacağım, siz de iyi olmayın” diye çığlıklar atarken avaz avaza, ciğerimiz sıkışmadan, midemize kramplar girmeden sadece iyi olmayı dileyebilmekte belki de bütün mesele… Kendin, iyi hissedebildiğin anlarda vicdan azabı duymayıp, utanmayacağın günlerin gelmesini dilemekte…

baris_1024x746Günlerdir hep aynı tat dilimde. Küçükken demiri yaladığımdaki tatla, kabuğunu kaldırdığım yaradan sızan kanın aynı tada sahip oluşuna duyduğum şaşkınlık gibi şimdilerde hayat. Bir türlü o demiri yalamanın verdiği keyfi anlayamamışken, “çocukluk işte” deyip geçmekten daha öte her şey… Kana susamış bir vampir olmadığımı kendime kanıtlamak için büyümem, büyüdükçe kana susayanları izlerkenki çaresizliğimi fark etmem gerekiyormuş meğer. Keşke bunların hiçbiri olmasaydı da ben kendi dünyamda hala “çocukken kan tadını niye bu kadar seviyordum” diye sorguluyor olsaydım kendimi. Keşke mideme krampları sokan “yoksa bir vampir miyim?” sorgusunda olabilecek kadar eğlenceli olabilseydi hayat şimdilerde…

1-eylul-dunya-baris-gunu_1024x726Gözünü kırpmadan üzerimize toma sürenlerin yarattığı tramvalardan arınamamışken, tek farkı üzerindeki üniforması olan zihniyetin tanklarında ezildi bu kez insanlar. Ve benim için tanktan, tüfekten daha korkutucu olanı; İnsanların içindeki vahşetin ete kemiğe bürünmüş haline en sansürsüz biçimiyle maruz bırakılmaktı; Aynı otobüsü paylaştığım, aynı kuyrukta beklediğim o insanların, kurduğumuz paranoyalar sonunda “yok artık” diye kendimizi rahatlatacak tek cümle bırakmayışlarıydı; Korktuklarımızın çok ötesine geçip, günlerce bizi sessiz bırakışları; Bunca acı ve şiddetin coşkunun çığlığında kaybolması…

Peki hepimizden bir paranoyak yaratmış olmanız kimin suçu? Yoksa bir çoğunun dediği gibi bizler “fazla” mı hassas ya da kötümseriz? Aslında bir çoğunuz gibi hepimiz şu an elimizde davul zurnalarla bu halleri kutluyor mu olmalıydık! Normallik bunu mu gerektirirdi!

Her sabah sevdiğim insanlardan birisine bir şey olacak endişesiyle uyanıp, geleceğe dair plan yaparken önümü göremediğimi hissettiğimde yaşadığım sıkışmışlık hissini tamamen benim “fazla”duyarlı olmama mı vermeliyiz!

Belki de hak ettiklerimizin çok daha güzel şeyler olduğu inancına tutunmaya devam etmeli hâlâ… O ağacın dalından düşmek üzereyken, parmak uçlarımızın kayışını hissettiğimiz için terden sırılsıklam olmuş ıslak ellerimizi uzatıp, sıkı sıkı tutunmalı o dala… Düşmeyeceğinden emin ve bir gün o ağacın dallarından meyve yiyeceği umuduyla…

Yorumlar

yorum