Metrobüs! Nefes almanın dayanılmaz hafifliği…

Eski filmlerde İstanbul’a ilk kez, nice hayallerle ekmeğinin peşinde gelen insanların sıkça ettiği bir söz vardır;

”İstaaaanbulll! Sen mi büyüksün ben mi?! Yenicem seniiii…” derler. İşte o sözün yerini bence günümüzde toplu taşıma kullanan İstanbullular ve İstanbul’a ilk kez gelenler için; “metrobüs” alıyor.

Metrobüs'te yer kapma sanatı

Metrobüs’te sıradan bir gün

Bir ulaşım aracı düşünün ki, tam 24 saat boyunca hiç durmadan çalışıyor. Ona rağmen bu aracı günün hiçbir saatinde boş bulmanız, Vatan Şaşmaz değilseniz, neredeyse  imkânsız!

Aa madem bu kadar değindik, şimdi metrobüs için çekilen o buram buram ironi, efil efil realite kokan şu meşhur reklam filmini bi izleyelim.

Evet, evet tabii canım harika bir reklam filmi, harika oyunculuk! Hatta Leo almasaydı Vatan alırdı Oscar’ı öyle değil mi?
– Tamam Leo’cum  gözlerini devirip kızma hemen!

leo funny face

Hadi esas konumuza geri dönelim. İstanbullular için bu güzide toplu taşıma aracı, hayatımızın son 7-8 yılında olmasına rağmen, her geçen gün daha popüler ve vazgeçilmez oldu. Peki neydi bu kadar talebi doğuran?

Emekti. Öhığm.. Elbette tam olarak bu değil. Bunu kara yolunda kendine ait bir yol kullanıp, trafiğe takılmadan seyahat etmeyi mümkün kılarak yaptı. İşte her şey o yolun ayrılması fikriyle başladı.

Kısaca özetleyecek olursak metrobüs şu an; 44 durağa, 40 km yola ve günde yaklaşık 1.000.000 yolcuya sahip dev bir toplu taşıma sistemi oldu. Daha fazla istatistikle sizleri boğmayacağım merak etmeyin, çünkü aslında benim sizlere anlatmak istediğim hikâyem metrobüsün içerisinde başlıyor.

Her sabah ve her akşam doğa kanunlarının geçerli olduğu bu çağ dışı istif makinesi, işe gitmek için toplu taşıma kullanan insanların çoğunun her gün binmek zorunda olduğu bir ulaşım aracı haline geldi.

Doğanın kanunları diyorum çünkü, eğer metrobüs ile seyahat edeceksiniz öncelikle bildiğiniz tüm toplu taşıma ve nezaket kurallarını unutmanız gerekiyor! Bir zamanlar Nihat Doğan’ın da dediği gibi;
”Burası sörrvayvığrr!!” ve (ne yazık ki) ”Burdaağ her şeeeğy gerçeeeğk!!”

 

500 t

Metrobüs’ü İstanbullular için bu kadar vazgeçilmez kılan şey, sanırım efsanevi 500T otobüs hattından sonra en uzun süreyle ve TRAFİĞE TAKILMADAN seyahat edebiliyor olmanız.Yani aslında küçük bir hesapla; “İstanbul=Trafik Sorunu” diye özetlersek, insanların metrobüsü kullanma zorunluğu açıkça ortada;

Zaman Kazanmak!

Peki ya Metrobüs’e nasıl binebilirim?

Bu soruyu cevaplamadan önce, sana bir sorum var. Emin misin? İyice düşündün mü bunu yapmak istediğinden, bak son ke… tamam tamam, daha fazla uzatmıyorum.

Öncelikle metrobüse iş çıkışı ve gidişi saatlerinde binmek için, özellikle ana duraklardan birinde (Söğütlüçeşme – Zincirlikuyu – Avcılar – Beylikdüzü) olman gerekiyor, çünkü bu duraklar haricinde, istisnai durumlar dışında boş ya da binebileceğin dolulukta bir metrobüs bulman mümkün değil. Şunu söylemden geçemicem. Bu yeni bir bilgi değil. Yani aslında senin gibi binlerce insan, hatta on binlerce mi demeliyim; şu an o hesaba girmeyeyim en iyisi, gözünü fazla korkutmak istemem; ilk duraklardan binmeyi düşünüyor.

Konu da metrobüs gibi uzun olunca kısa bir ara verip, konuyla ilgili şu parçayı sizlerle paylaşıyorum. Ali Biçim ve ekibinin “Metrobüs Şarkısı, Kaysana!” (Orjinal hâli, Bee Gees grubunun Staying Alive parçasıdır.)

Hâlâ kafanızda; “Yahu nasıl bir şey ki şu metrobüs?” diye bir soru işareti varsa o zaman birazdan anlatacaklarımı çok iyi okuyun, hatta kafanızda bi yerlere not edin.

Metrobüs aslında bir sınav arkadaşlar! Iyğğ..Kesin klişe bi laf etceeğk! DEME! Gerçekten öyle, bu diyeceklerim kişisel gelişim kitaplarında yazmaz. Bak mesela, bizim eğitim sistemimizi, sınavlarımızı bi düşün. İşte onlar bizi hep birileri ile yarışa sokmuyor mu? Her gün birileriyle kıyas yaptırmıyor mu seni bu sistem? Anne ya da baban şu meşhur “komşunun cocuğu” ile yarıştırmıyor mu seni?

Demem o ki, hayatta girdiğin sınavlarda dereceye giremedim, insanları geçemedim diye üzülme! Evet, sen! Her gün metrobüse binen ve oturmayı başaran o şanslı azınlık, sana sesleniyorum! Kendinle gurur duy, çünkü az önce 1 milyon kişiyle yarıştın ve yüz binlercesi arasından sıyrılıp (gerçekten yani mecaz içermez) o hakettiğin koltuğa oturabildin. Tebrikler!

Artık sen de bu kulübün bi parçasısın

Öyle boş koltuk deyip geçme! O boş koltuk uğrunda nice yiğitler yitip gitti. O boş koltuk tıpkı Yüzüklerin Efendisi‘ndeki Gollum karakterinin yüzüğe olan bağlılığı gibi insanları bir bir insanlıktan çıkarttı. İnsanlar metrobüs sırasında beklerken aslında her gün nasıl bir karaktere dönüştüklerinden habersizler ve gün geçtikçe daha kötüye gidiyorlar.

boskoltukgerilimi_1

Bu kötüye gidiş aslında 3 temel evreden oluşuyor.

1. Farkına varma 

İlk başlarda ne olduğuna anlam veremiyorsun. Bu insanların nesi olduğuna, neden bu kadar saygısız, ruhsuz ve hayvanî iç güdülerle belgesellerde avlanan yırtıcılar gibi metrobüs geldiğinde kapıya olanca güçleriyle hücum etmelerine anlam veremiyorsun.Bu süreçte tabii ki birçoğunda, itilip kakılıp az biraz da hırpalanarak binmeyi başarıyorsun,ama ASLA oturamıyorsun.

Yani birazcık, çok değil zamanla alışıyosun zaten

Yani birazcık, çok değil zamanla alışıyorsun

     2.Uyanış

Artık daha temkinli ve gözlem yapar hâle geliyorsun. İnsanların davranışlarını, dış görünüşlerini birbirlerine bakışlarını inceliyorsun. Kalabalıkların içinde gencin yaşlıya, çalışanın öğrenciye nasıl bir tavır takındığını, sırf o boş koltuğa erişebilmek için yaptıklarını fark ediyosun. İsteme istemeye bunları düşünürken sen de o yer kapma ve metrobüse binebilme ruh haline bürünüyorsun. Sana anlatılan İstanbul’u, modern ve şehirli insanın oradaki acizliğini görüyorsun. Sonra bir hissizlik hâli içinde varoluşunu sorgularken gözüne metrobüsün uzaktan beliren ışığı çarpıyor. Belki de bir an’lık uyanıyorsun.

 

metrobus far

3. Adaptasyon Süreci

Artık her geçen gün daha fazla bu insanlık ve çağ dışı koşullarda ulaşıma alışma sürecin başlıyor. Neredeyse hepimiz buna, yani o altında her geçen gün ezildiğimiz “Ne yapıyoruz biz?” psikolojisi içinde metrobüste seyahat etme kurallarına uyum sağlıyoruz. Evet, insanoğlunun en meşhur yeteneği “uyum” ya da bi nevi adaptasyona uğruyoruz. Aslında istemesek de, biz de o metrobüse insanları ite kaka binmeye çalışan gürûhun bi parçasıyız.  Ne kadar acı verici, nasıl bir dram öyle değil mi?
Belki de her gün küçük bir stadyum dolusu insanın durakları doldurduğu hatta taştığı bir ulaşım sisteminin içinde aklına, bütün ahlâkî değerlerine sahip çıkmaya çalışarak yaşamak! Bu bir dram değil de ne?!

metrobüs mecidiyeköy             kalabalık metrobüs zincirli kuyu

Hâlâ peki ben nasıl metrobüse binip, oturarak seyahat edeceğim diyorsan;

  • Öncelikle ana duraklarından birine git. (Söğütlüçeşme – Zincirlikuyu – Avcılar – Beylikdüzü)
  • Otobüsün durağa geldiğinde duruş hizasını ve kapı aralıklarını zihnine kazı. (Oran orantı ve mesafe ölçümün iyiyse şansın daha fazla.)
  • Sonra bu 4 kapıdan en rahat binebileceğin ve kapıdan girişte en çok koltuğun olduğu bölgeyi belirle. (benim önerim en arkanın bir önü)
  • O kapının izdüşümünde yani tam karşısında önündeki insanlar azalana kadar bekle.
  • Önündeki insanlar bitince ya da bir sıra kaldıysa artık tetikte ol ve atağa geçmek için hazırlan.
  • Önünde kimse yoksa bile sevinme çünkü önemli bir noktayı söylemedim. Metrobüsler iki renktir, sarı ve gri olmak üzere. Bu metrobüslerin kapıları senin hesapladığın yerde açılmaz. İşte o zaman aracın gövdesinden Casper gibi süzüleyim dersin ama nafile!
  • Yine başka bir uyarı! Kapı tam önünde açılacak artık saniyeler var. Etrafındaki insanlara şöyle bir göz gezdir. Yaşları ve dış görünüşleri seni aldatabilir, hele ki çantalı bir teyze önünde durursan işte o zaman teyze 10 kaplan gücünde çantasını savurarak herkesi dize getirebilir, haberin ola.
  • Ayrıca son olarak bazı metrobüsler Avcılar’a bazısı Beylikdüzü’ne kadar gideceğinden, metrobüs geldiğinde en önde olsalar da binmeyen, öylece dikilip duran insanlar olabilir. Bu içerideki boş koltuklara ulaşman için bir fırsat, bunu sakın unutma!

(*Yukarıda anlatılan tüm kişi ve kurumlar hayal ürünüdür.)

Yani özetle güzel kardeşim; ”O iyi insanlar o güzel atlarına binip gittiler.” Bize de metrobüsü bıraktılar. Alıp başını güneye yerleşip organik tarım yapamayan, İstanbul’dan kaçış planları yapıp gidemeyen, bir yerlerde işi olan, sevdiklerine bağlı kalan “biz”ler buradayız. Kanıksamadan, alışmadan ve başka şeylere dönüşüp yozlaşmadan yaşayıp medenî ve insanî vasıflarımızı koruyabilmemiz dileğiyle..

yaşar kemal

Yaşar Kemal’i sevgi,saygı ve rahmetle anıyoruz

Konu çok uzadı farkındayım, o yüzden artık burada noktalıyorum. Belki bir gün aksiyon kamerasıyla metrobüs ile ilgili belgesel çekerim, kim bilir? O zamana kadar bu yazı, şimdilik buralarda dursun.

Ya ben hiç sizi unutur muyum? 😀

BONUS:

 

Yorumlar

yorum