“Bir insanı aşkla severken, onun ölümlü olduğunu ve bir gün seni bırakıp gidebileceğini düşünmene engel olan şey nedir?

Sokrates kendi çocuklarını aşkla sevmedi mi? Elbette sevdi; ancak özgür bir insan gibi, öncelikle tanrıları sevmesi gerektiğini iyi bilerek. Bu nedenle, iyi bir insan olmanın gereklerini hiçbir zaman çiğnemedi; ne savunmasını yaparken ne de cezası infaz edilirken; ne senatörlük, ne de askerlik yaptığı dönemlerde. Fakat biz böyle soylu bir karaktere sahip olmamak için bahanelerle doluyuz; kimimiz çocuklarını bahane ediyor, kimimiz annesini, kimimiz de kardeşlerini. Ancak, başka kimseler için mutsuz olmak bizim için uygun değildir; bunun yerine, başta bizi bu amaçla yaratan Tanrı olmak üzere, herkes bizi mutlu etmelidir. Bütün insanlığın acısını kendi bedeninde çekmeyi sorumluluk bilen Diogenes kimseyi sevmedi mi? O, bütün insanlığı aşkla seviyordu; ama Tanrı’nın bir yoldaşı olarak, ona itaat ederek ve aynı zamanda insanları da gözeterek. Bu nedenle onun vatanı belirli bir ülke değil, bütün dünyaydı; hapse atıldığı zaman Atina’yı ve oradaki yoldaşlarını bu nedenle özlememişti; hapisteki korsanlarla dost olmuş ve onları doğru yola getirmeye çalışmıştı. Sonrasında ise (tıpkı önceden Atina’da yaşadığı gibi) Korint’te yaşamaya devam etti. Özgürlük, işte bu şekilde elde edilir.”

Epiktetos,

“Hükmümüz altında olmayan şeyler üzerine”

Söylevler, III. Kitap


 

 

Yorumlar

yorum