Stephen Hawking

Bir çay eşliğinde sohbet ederken biraz Stephen Hawking konuşalım bakalım.

Hawking denilince akla gelen popüler anahtar kelimeler olarak; ALS hastalığı, buradan Einstein’a meydan okuyorum, Evrenbilim, Karadelikler, Her Şeyin Teorisi, Zamanın Kısa Tarihi, Zamanın Daha Kısa Tarihi, tekerlekli sandalye, mekanik bir ses ile iletişim, he-pi-ni-ze i-yi  gün-ler.

Stephen Hawking

Ünlü İngiliz teorik fizikçi, kozmolog, evrenbilimci, yazar. 8 Ocak 1942’de hayata gözlerini açtı ve 21 yaşında tedavisi olmayan ALS Hastalığına yakalandı. Kendisi için 2 yıldan fazla yaşamaz denmiş, hastalığı sebebi ile tekerlekli sandalyeye bağımlı kalmış, hatta 43 yaşından itibaren sesini de kaybetmiştir. Ancak asla çalışmaktan vazgeçmemiş bir dâhi olarak evrenbilimde çığır açan teoriler ve çalışmalar geliştirmeye devam etmiştir. Hastalığına meydan okuyarak devam ettiği hayatına pek çok ödül ve onur derecesi, iki evlilik, 3 çocuk ve satış rekorları kıran kitaplar sığdırmıştır.

1988 yılında basılan Zamanın Kısa Tarihi: Büyük Patlamadan Kara Deliklere” kitabı, Londra Sunday Times’ın çok satanlar listesinde 237 haftadan fazla kalarak İncil’den fazla satılan kitap olması ile bilinmektedir. Tedavisi olmayan hastalığı ile boğuşurken 1993 yılında “Ceviz Kabuğundaki Evren” ve 2005 yılında “Zamanın Daha Kısa Tarihi” isimli kitapları yazmıştır. İlerleyen kas hastalığı nedeniyle hareket kabiliyeti ve sesi neredeyse yok olduğundan, iletişim problemini çözebilmek ve çalışmalarına devam edebilmek için kullandığı, tek yanak kası ile kontrol edilebilen, tekerlekli sandalyesine entegre edilmiş bilgisayarı, bilim adamının sesi olmuştur.

Bilgisayarlı Tekerlekli Sandalyesi ile Stephen Hawking

Entegre Bilgisayarlı Sandalyesi ile Stephen Hawking

Pardon, “Zamanın En Kısacık, Minicik Tarihi” Varsa Alabilir miyim? Teşekkürler.

Hawking tarafından 1988 yılında kaleme alınan ve evrenle ilgili var olan bilgi ve teorileri özetleyen popüler bilim kitabı Zamanın Kısa Tarihi’ne göz atmakla kalmışlığı, Zamanın Daha Kısa Tarihi’ni ise ilgiyle okumuşluğu olan biri olarak itiraf etmem gerekir ki, “Zamanın Daha da Kısa Tarihi” yazılsa hayır demezdim.

Neydi peki bu zamanın gittikçe kısalan tarihine olan gereksinim ve birinci kitabın daha kısa ismiyle yeniden yazılmasına sebep olan şey? 1988 Yılında basılmış olan ilk kitabın yeni bilgilerle güncellenmesi ve daha kapsamlı hale getirilmesi gerekliliği, haliyle bu işin birinci nedeniydi. Ancak kitabın güncelleştirilmesinde bir diğer önemli etken şüphesiz okuyucunun kitabı anlamakta zorlandığının görülmesiydi. Ne kadar kolaylaştırılmaya çalışılmış da olsa, hâlâ temel fizik bilgisi gerektiren ilk kitaba okuyucunun 4-5 sayfa sonra boş gözlerle bakıyor olması, satış rekorları kıran kitap için üzücü bir gerçekti.

Zira, temel fizik, evren, kuantum mekaniği, sicim teorisi, büyük patlama teorisi gibi başlıklar az çok bilgimin olduğu konular da olsa, Zamanın Daha Kısa Tarihi’ni dahi okurken yer yer kopup gittiğim, ezildiğim ya da saç diplerimden tutuştuğum olmuştur.

Hawking açısından bakınca da zor tabii. Evrenbilim ile ilgili bilgilerini derlemiş, harmanlamış, ölümcül bir hastalık ile boğuşurken, evrenin dilini herkesin anlayabileceği hâle indirgemeye çalışmışsın. Bu süreçte kitabın ön okumalarına ve editoryal sürecine katılım gösteren herkes seni yeteri kadar hırpalamış ve konuyu zımparalamış. “Bu benim fikrim tabii ama hiçbir şey anlaşılmıyor Stephen”, “Bence kitapta E=mc² dışında formül kullanma ama yine de sen bilirsin Stephen”, “Şu karadeliği şurada bırakma diyorum Stephen”…

Sonuç olarak, okuyucu yine de ne olduğunu tam anlayamıyor.

O arada Ceviz Kabuğundaki Evren” diye, ilk kitabın devamı niteliğinde bir eser yayınlıyorsun, yine olmuyor. Yıllar sonra da, “Tamam tamam alın o zaman, daha kısa tarihi. Bundan aşağısı da kurtarmaz artık!” diye kitabın daha kolay versiyonunu çıkarmak zorunda kalıyorsun. Okul öncesi düzeye indiğini de düşünsen, okuyucu ne kadar anlamış belli değil.

Okuyanın artık anlamasa da belli etme şansı yok zaten. “Aa, Stephen onu mu diyordun sen yahu, ilâhi.” diyerek konuyu kapatmak durumunda. O kadar da anlamamış olamayız yani. Çizimler, illüstrasyonlar, şakalar falan eklenmiş…

Düşünelim Köşesi

Bir yıldız içe doğru çökmeye başladığında (Jr. Karadelik), yıldızın yüzeyine yakın duran bir astronotun spagetti gibi uzama ihtimali olduğunu biliyor muydunuz? Ayakta duran bir insanın ayaklarına etki eden kütleçekim kuvveti ile başına etki eden kütleçekim kuvveti arasındaki fark Dünya’da pek hissedilmezken, bir karadeliğin yüzeyine yakın olunca çok daha güçlü hissedilmekte. Haliyle astronot ya uzayacak ya da parçalanacak… mış! Öğrenilen bilgi bu.

Makarna gibi uzayabilme olasılığımızın bilgisi beni benden almış, hatta büyülemişti. “Her şeyle ilgili ne kadar da az bilgiye sahip olma hâli” canımı yeteri kadar sıkmıyormuş gibi, bir de bu konu kafamı kurcalıyordu şimdi. Öğrenilmesi gerekenler artı bin konu.

Bilginin görülenden ibaret olduğunu düşünmek ve hayatın her anında bunu hatırlamak gerek diye kendime notlar çıkardım. Görülen şeyin görülmüş olması için ışığın ona çarpıp gözümüze yansıması, beynimizin algılanan ışığı yorumlayıp bilgi haline çevirmesi gibi süreçler fark etmediğimiz kadar hızlı gerçekleşse de, bu süreçte zaman kaybedildiği gerçeğini değiştirmiyordu. İnsan kendi gözlerinden, kendi bildiğinden ne kadar emin olmalıydı o zaman?

 

Schrödinger'in Kedisi isimli paradoks/teori

Schrödinger’in Kedisi İsimli Paradoks/Teori

Schrödinger’in kedisi ölmüş olabilirdi. Yaşıyor da olabilirdi. Gözlemlenmediği sürece aynı anda her ikisiydi. Gözlemlendiği an ise bildiğimiz hâli aslında tam da şu ana değil geçmişe ait bir bilgiydi. Özetle, aslında hep geçmişi yaşıyorduk.

Okuyup öğrenmenin, pozitifinden negatifine (öyle bir bilim yok, bu şaka) tüm bilim dallarına ilgi duymanın, insanın ufkunu, vizyonunu, hayata bakışını, dünyayı ve evreni algılama şeklini değiştirmesinden kastedilen buysa eğer; evet, bütünü görmeye çalışmak bazen hiç anlamadığınız bir fizik kitabını okumakla başlayabiliyor. En önemlisi de, insan evreni görmeye çalıştıkça daha mütevazı oluyor.
İyi öğrenmeler.

Yorumlar

yorum