“Geç kalmıştık,” dedi Mıste, bense baharın ilk ışıklarını kaldıramayacak kadar yorgundum. Sabahları geç kalkıp akşamları ise düş kuramaz bir hale gelmiştim artık. Her akşam dostlarımın yanına uğrayıp bir bardak çayın üstesinden geldikten sonra, gazetedeki köşe yazılarının ne denli haklı olduğunu anlatıp “Değişecek bu düzen!” diye haykırırdım.

Bir akşam gene bir bardak çayın üstesinden gelip Mıste’yle evin yolunu tuttuk. Eve varıp odalarımıza çekildikten sonra o korkunç rüyayla her şey değişmişti sanki o gece. Hayatla olan tüm bağlarımı koparıp atmıştı o korkunç karanlık! Yatağa kendimi usulca bıraktıktan sonra başlamıştı karanlığa atılan ilk adım: Her sabah Mıste’yle evden çıkıp ev sahibi denilen bir ceberutla karşılaşırdık. O sabah ev sahibinin korkunç yüz ifadesiyle karşılaşmamak, “Çıkın artık evimden!” bağrışını duymamak için sessizce merdivenlerden inmeye karar vermiştik. Birkaç basamak indikten sonra, sendeleyip düşmemek için Mıste’ye tutunmuştum. Mıste’nin bana her zamanki tatlı-sert bakışıyla kendimi toparladım. Yürümeye başladığımda bağcıklarımın açık olduğunu fark edip; “14 yıldır neden bağcıklarımı bağlamadım ki hiç?” diye sorup hayıflanmıştım. Ardından bir kapı gıcırtısı… O korkunç ifadeyle birlikte yakaladım sizi der gibi bir uyarı: “Öhhöö öhöö”. Hızlıca merdivenlerden inmeye başladık. “Bu sefer de kurtulduk şu yüreği karanlıkla dolu olan heriften,”  diye söylendim kendi kendime. Mıste’nin buna karşılık söylediği “Yarın gene dikilecek karşımıza!” sözünü, uykuya daldığım zamanki kadar korkunç ve içi boş bir tavır olarak düşünmüştüm. Apartmandan çıkmıştık. Biraz yürüdükten sonra büyük bir patlama ve ona denk düşen çığlıkların yükselişi… Devamında aynı ve art arda patlamalar ve yükselen çığlıklar ve gözümüzün önünde yok olan bir şehir…  Panik halinde koşmaya başlamıştık.  Mıste’ye bağırıyordum “Yok mu bir çıkış Mıste? Yok mu?” Mıste’nin nutku tutulmuştu. Çıt yok. “Mıste! Mıste! Yok mu bir çıkış?” Artık umudumu yitirmeye başlamıştım. Mıste hangi yöne doğru koşuyorsa ben de peşinden koşuyordum. Bir anda Mıste karanlık bir ara sokağa dalıp gözden kayboldu. Tek başıma kalmıştım. Umudum giderek tükeniyordu.  Mıste’nin girip kaybolduğu ara sokağa doğru ben de koşmaya başladım. Bir köşede gördüm onu. Mıste’nin koşmaktan yorgun düşen bedeni soluklanıyordu. Öfkeyle dolmuş yüreğinden süzülen hırsla “Çıkışı biliyorum,” dedi ve o karanlık, dar ara sokak boyunca tekrar koşmaya başladı. Tabii ben de peşinden… Karanlık, dipsiz bir kuyu gibiydi adeta peş peşe koştuğumuz o dar ara sokak. Hiç bitmiyordu. O an, onca hengâmenin ortasında öptüğüm kadının bana öfkeyle bağırarak “Sen alçak bir Kürt şairisin!” demesi geldi aklıma. Sahi dediği kadar alçak mıydım? Ya da alçak mıydım? Bu karanlığı ertelemenin bir bedeli olmalıydı. Mıste haklıydı. Yarın yine dikilecekler karşımıza. Artık koşmaktan yorgun düşen bedenim aydınlığı ararken, kan ter içinde uyanmıştım.

kjhkhkjhSahi ne olmuştu acaba? Sokağın sonunda Mıste’nin dediği gibi bir çıkış var mıydı? Yoksa o karanlık sonsuz muydu? Uyandığımda aslında karanlığın tam ortasında, aklımdaki sorularla kalakalmıştım. “Kâbusuma geri mi dönmeliydim? Yoksa bir kat alta inip ilk iş ceberut ev sahibinin yakasına mı yapışmalıydım? Ardından sokağa çıkıp bombaların üzerine, bombaların yarattığı korkunun üzerine, bombaları yaratan karanlığın üzerine mi yürümeliydim?”

Uyandığınızda karanlığın tam ortasında olduğunuzu fark edeceksiniz. Peki ne yapacaksınız?

Ardından Mıste geldi odama “Hadi geç kaldık!” dedi. Haklıydı, aydınlığın peşinden koşmak için geç kalmıştık.

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

yorum