Toprak ana derlerdi Dersim’de ona  Yıllarca sevgisini, umudunu yüreğine gömmüştü Ayyuş Ana… Ve onun Dersim’deki güzeller güzeli kızı Berfocan… Yüreği tıpkı Ayyuş Ana gibi çarpar ve onun gibi sevdasını kırk kat yerin dibine saklardı Berfocan!  Onu ilk kez fakülte kapısında görmüştüm.Dostlarına korkusuzca artık hiç âşık olmayacağından bahsederken, birden başladı zulmün altında defalarca yenilen Ayyuş Ana’nın o bitmek tükenmek bilmeyen aşkını anlatmaya.

Bir köşede güzeller güzeli Berfocan’ı pür dikkat dinlerken, yüreğimde ise is kokan bir coğrafyanın hüzünlü gözyaşları vardı. İçi sıkılmıştı besbelli ama gözlerinde karanlığı yırtacak kadar da cesaret vardı! Bizimki anlatırken aynı zamanda yüreğinden dökülen karanlığı saçıyordu.

Hani umudun bitmek tükenmek bilmediği o topraklarda, hani zulmün kazanamadığı o kanlı coğrafyada… Her şey orada başlamış aslında. Sevmek mümkün olmayacak kadar  zor ama bir o kadar da mümkünmüş meğerse. Ortası yokmuş yani. Anladım ki bütün sevgilerin tarihi, uçurumun kıyısında başlarmış ve uçurumun yankısı koca bir sancıya dönüşürmüş. Kolay aşk da yokmuş, kolay kolay vazgeçmek de… Ayyuş Ana sevmiş, çok sevmiş… Uzun boylu, pos bıyıklı, bakır sakallı o çaresiz delikanlıyı. Ovacık’ın her köşesi ona yüreği hoyrat bir adamı anımsatıyormuş.

orquidea-188633_1920_resizedAyyuş Ana, sevdasını dile getirmek için her şeyinden vazgeçmiş. Hatta çok sevdiği, paslanmaya yüz tutan barkacından bile vazgeçip delikanlının bakır sakalından bir tutam koparmış yaşama dair ne varsa, onun elinden gelmesini ve hoyratça bir yaşamı bütün samimiyetiyle gözlerine bakarak yaşamak istemiş. Ve bitirmek… Ne büyük bir acı ama! Bizim düşlerimiz acıdan ibaret sanki! Lakin bu topraklarda ne zaman masalsı bir yaşam girse benliğimize, bir Koçgirili’nin düşmesi, Topal Osman’ın buyruğu kadar acı olmuştur hep. Ayyuş Ana da büyük düşlerden sonra kavuşmuş bakır sakallısına, Pirosuna! Her şeyi karşısına alarak, “Olmaz!” diyen anasına rağmen, “Sevmesini bilmez o!” diyen dostlarına rağmen sevmekten vazgeçmemiş. O esmer yüzü, simsiyah saçları ve zeytin gözleri çaresizliğe meydan okumak için; sevdasını on parçaya bölüp, karanlıkta yoğurup, aydınlığa taşımak için düşmüş yollara. Elbet bir bildiği vardır bütün mümkünlerin kıyısında yaşayanların.

‘‘Zaman, aslında sessizliği koca bir gürültü olanların hikâyesi değil midir Ayyuş Ana?’’

chess-1155418_1920_resizedBerfocan, Ayyuş Ana’nın çığlığını anlatırken birden sesi yükseldi; oysa hevesle ütülermiş, kendi düşlerinde boğulan delikanlının beyaz gömleğini, üzülmüştüm kendi düşlerim de boğuluyordu zaman zaman karanlıkta. Pay biçmiştim kendime, öfkelendim birden aklım başıma gelmeden, Berfocan nazlı anasının aşkını kestirip atmadan konuşacaktım onunla. Hikayenin sonunu biliyormuşum gibi atıldım birden önüne; irkilmişti, zeytin gözlerindeki ışıltı iliklerime kadar işlemiş, acizliği dindirememişti. Bir an yutkundum, titrek, ince boğuk bir sesle “sevgi bu topraklarda hiç kaybetmedi!” dedim. Ayyuş Ana’nın düşleri beyaz bir perdenin ardında hep vardı  ve bu kavga hiç bitmedi uçurumun kıyısında. Paslı barkacın çehresinde, sessizliğin gürültüsünde hiç bitmedi göle inatla maya çalanların hikayesi! Taşlaşmış yüreğin ancak zalimlerin karanlığı olur. Berfocan hiç tanımadığı öfkenin kime ait olduğunu sorgulamadan, misillemesini yapmak için safını tutmuştu bile. Bir an  siyah saçlarından dökülen kokuyu resmettim. Yıllarca tarif ettiğim sancıların toplamıydı sanki! Haykırmaya başladı “Sizin gibiler! Sevginin kutsallığına inanıp beyaz düşleri kirletenler! Şairlerin arkasına sığınıp sahte umut satanlar! Umut hırsızları! Bir kere size inanıp yüreğimi karanlığa kaptırdım size artık inanmayacağım!” Suratıma tokat gibi gelen cevaplardan artakalan tek şey  Berfocan’ın çaresizliğiydi. Bu çaresizlik aslında Ayyuş Ana’nın sevdasıydı. Berfocan gergin havayı solumamak için hızlıca terk etmişti fakültenin önünü. Peşinden koşmaya başladım, burkulan yüreğinden tutup PUŞTLARIN hüküm sürdüğü bu gezegende yeniden, hep beraber sevmesini öğrenmek!        

“Yetişebilir miydim Berfocan’a AYYUŞ ANA?”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

yorum