maxresdefaultOrmanda 2 yol çıkmıştı karşıma ve ben az kullanılmış olanı seçtim.

“the ‘earth’ without ‘art’ is just eh” demiş bir sokak sanatçısı. Sanat, hiç şüphesiz bu dünyaya karşı insanın isyanının yarattığı “şey”dir. Her sanat eseri bir parça hüzün taşır bu yüzden. En neşelisi bile taşır.

Taşımak zorundadır.

Bütün gün yere bir şeyler atan, gece vardiyasındaysa yerden çöpleri toplamak zorunda olan bir belediye çalışanı… İnsan.

Toplumun kitlesel hareketlerinden rahatsız olduğu halde dürtüsel olarak onun fertleri tarafından beğenilme arzusuyla yanıp tutuşan… İnsan.

Yarın ölebilme ihtimali varken bugününü yarına adayan… İnsan.

Gerçek sanatçıların eserleri, bu tezatların ayırdının ürünüdür.

Farklı olma arzusu işte burada oluşur. Sanat böyle şekillenir.

Bu ufak derlemede de “aykırı” olanların hikayeleri var.

Yolunu kendi yapanların,  ayak izlerini izlemek yerine izleri oluşturanların hikayeleri

1-La vita e Bella

Life is Beatiful ve Hayat Güzeldir isimleriyle de bilinen 1997 yapımı film, 2.Dünya Savaşı’nın bütün pisliklerinden oğlunu kaçırmaya çalışan Yahudi, neşeli bir babanın öyküsünü anlatıyor. Filmin yönetmeni ve aynı zamanda baş rolü Roberto Benigni, her erkeğin baba olma hatta filmdeki gibi bir baba olma isteğini artırıyor. Bulmacaları, ara sahnelerdeki göndermeleri ve her sabah sevdiğiniz insanlara söylemenize sebep olacağı “buongiorno principessa” sıyla hayatınızın filmi olma şansına sahip. Rüyalarını gerçeğe dönüştürme hırsıyla acı yaratanların değil gerçeklerden rüyalara, savaşlardan oyunlara kaçanların nefeslerini soluyun.

La-vita-è-bella-07-1200x675_1024x576

http://www.imdb.com/title/tt0118799/?ref_=nv_sr_1

2– City of God

Adından da anlaşılacağı üzere Tanrı’nın şehri Rio de Janeiro’nun varoşlarında geçen, suç, drama, ve biyografi alanlarında kült bir yere sahip olan yapım erken büyüyenleri, hayatta kalabilmek için sevdiğini kaybetmek zorunda olanları, el mi ayak mı tercihinde bulunanları, oyuncak tabanca bile görmemeleri gereken yaşta silah yarışına girenlerin hikayesini önümüze seriyor. Cannes’dan da ödülle dönen film 2002 yapımıdır. Çok kalabalık oyuncu kadrosuna -bir çoğu gerçekten sokaktan alınmış çocuklar- ve bir sürü alt temasına rağmen temelde 2 küçük arkadaştan birinin Brezilya’daki uyuşturucu kartelinin başına geçişini, diğerininse hayali olan fotoğrafçılığa ulaşma serüvenini anlatıyor.  Gerçek olamayacak kadar absürd şeyleri içerse de gerçek bir hikaye…

city-of-god_1024x576

 

http://www.imdb.com/title/tt0317248/?ref_=nv_sr_1

3– Into the Wild

Muhtemelen yazıyı okuyan herkesin adını duyduğu, bir çoğunun izlediği bir film Özgürlük Yolu. Yine de böyle bir konuda es geçmek ayıp olurdu Christopher’ı. Başrolde  ve yönetmen koltuğunda başarılı aktör Sean Penn’i göreceğimiz film, sahip oldukları ona sahip olmasın diye her şeyini, her şeyi ve herkesi terk eden en basit haliyle doğada “insan” olmaya çalışan gencin hayatını anlatıyor. Özellikle yurt dışına tatile çıkan, interrail planları yapan, seyyar vatandaş olma hedefindeki herkesin doğal idolü Christopher bize bir hayattan fazlasını gösteriyor filmde. “Biricik ömrümüzü nasıl anlamlı kılarız?” Sorusuna yanıt arıyor ve çağırıyor dünya vatandaşlığına.maxresdefault_1024x576

 

http://www.imdb.com/title/tt0758758/?ref_=nv_sr_1

4– Le scaphandre et le papillon

The Diving Bell and the Butterfly, Kelebek ve Dalgıç Giysisi isimleriyle Türkiye’de bilinen film, hayatında büyük bir sorunu olmayan, güzel bir sevgilisi, işi ve çok miktarda parası olan Jean Dominique Bauby’nin bir kaza sonrası değişen “gerçek” hikayesini anlatıyor. Sol gözü hariç bütün vücudu felç kalan karakter, yalnızlığı, acıyı, çaresizliği hissederken evrenin anlamını ve insan ömrünün anlamsızlığını da bize gösteriyor. Tamamen dram değil bu hikaye çünkü karakterimizin kalan ömrünü hayatının en güzel zamanlarına dönüştürecek bir hemşire var yanında. Tek gözünü hareket ettirebilen bir adamın kitap yazma arzusu ve ona saatlerini, günlerini, aylarını feda eden, en iyi arkadaşı haline gelen bir hemşire…

Mathieu-Amalric-Le-Scaphandre-et-le-Papillon-écrivain_1024x673Not: Filmle aynı isimde, filmde öyküsü anlatılan karakterin kitabı gerçekten var ve hala satılıyor.

 

http://www.imdb.com/title/tt0401383/?ref_=nv_sr_2

5-Good Morning Vietnam

LBD hastalığına yakalanınca kendi hayatına son vermeyi tercih eden Robin Williams’ın belki de en dokunaklı filmi. Radyo yayınlarıyla savaşın iğrençliğine cevap veren, kendi üzülse de çevresini mutlu etmeyi kendine ilke edinen “modern palyaço” Adrian Cronauer’e Robin Williams can veriyor. Film, olaylarının ötesinde olağanüstü güzel müzik listesiyle de hafızalardan silinmiyor ve mutluluğun neden gerekli hatta kaçınılmaz olduğunu açıklıyor.

 

good-morning-vietnam-cronauer_1024x553http://www.imdb.com/title/tt0093105/?ref_=nv_sr_1

 

Bonus:

Yorumlar

yorum